Back to the future etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Back to the future etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2013 Cuma

[Back to the Future 3] Umut Sarıkaya - Anarşist, Punk, Tırt

Bir aralar yazmaya giriştiğimiz ancak uykumuzun gelmesi sebebiyle o gece yazmaktan vazgeçtiğimiz Roll dergisine verilmiş, efsanevi bir Umut Sarıkaya röportajı vardı. Sonrasında derginin ilgili sayısını kaybettiğimiz için bu röportajı Back to the Future serimize istediğimiz gibi gönül rahatlığıyla ekleyememiştik bir türlü. Neyse ki; imdadımıza ekşi sözlük'ten şu entry yetişti de, en azından röportajın bir kısmını daha bu post'a ekleyebildik.


Tarihin tozlu sayfalarında 3 yıl  boyunca draft olarak kalan o röportajın bir kısmı;

R.E.M. - Losing My Religion
Umut Sarıkaya: İngilizce bilmeden, herkes bu şarkının sözlerini baştan sona sallardı. ''Ooo lay, zpigır, zpigır denyu...'' (gülüyor) Ekim'de konsere geldiklerinde, seyirciler arasında sözlerini bildiğini göstermeye çalışanlar olacak. Onlar daha çok bağıracak.

En sevdiğin Ahmet Kaya şarkısı ne?
''Ay karanlık'' galiba. ''Düşüncelerini değil ama müziğini severim'' Bazıları böyle diyor. Tersanedeki patronum ülkücüydü. Çok seviyordu Ahmet Kaya'yı. Dinlerken küfür ediyordu. Şerefsiz diyordu.(gülüyor)

Baba Zula - Pırasa
Baba Zula mı? Ben de bundan korkuyordum. (gülüyor)

Bir barda bir adam sahnedeki Baba Zula'a yanaşıp şöyle diyor: ''Biz sana niye saygı duyuyoruz ki lan? Manalı gibi, değil gibi, anlamsız şarkılar...'' Neden çizdin bu karikatürü?
Sinir olduğum için çizdim ama eskiden ''Tabutta Rövaşata''nın müziklerini çok severdim. Yıllarca dinledim ve bir noktada galiba tam da Pırasa'yı dinlerken ''Ya, acaba biz kandırılıyor muyuz?'' dedim içimden.
-------------------------------------------------------------------------
(Aşağıdaki bölüm Ekşi Sözlük'ten eklenen kısımdır)

Pink Floyd'u beyaz ve uslu mu buluyorsun?
Türkiye ile pek alakalı bir müzik yaptıklarını sanmıyorum. Buradaki solcular can derdinde, oradakiler özgürlüklerini genişletmek derdinde. İki ortam birbirinden çok farklı... Ben böyle zalim genellemeler yapabilirim, siz bakmayın bana (Gülüyor)

Pink Floyd dinlemek Türkiye'li solculara fazla sirayet etmedi mi sence?
Şehirli solcularda belki bir hayranlık vardır, ama köy kökenlilerde yoktur. Babam bilmez mesela. Pink Floyd'u sonradan Ege kasabasına yerleşecek tipte şehirli solcular dinler ancak.

Sonuçta kafası karışık bir Pink Floyd portesi çizmiş oldun. Halbuki gayet net bir şekilde "Eğitime ihtiyacımız yok" diyorlar. 
(Gülüyor) Vardır bir kafa karışıklığı, sonuçta insanoğlu. Syd Barrett yandı asıl, ona yazık oldu.

17 Şubat 2013 Pazar

[Back to the Future 2] Calexico - Naylondan Çeliğe

Back to the Future serimize uzun bir ara verdik. İlk ve son Back to the Future serimizde Morissey'in Roll'de yayınlanan röportajı vardı. Şimdi ise önümüzdeki günlerde Salon İKSV'de konseri olacak Calexico ile yapılmış mini bir röportajı blog'umuza taşımak istedik. Böylelikle hem konser için yavaştan kendimizi hazırlamaya başlarız  hem de Back to the Future serimizi tekrar ortaya çıkarırız dedik.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Calexico - Naylondan Çeliğe

Calexico'nun "Garden Ruin" isimli yeni bir albümü yayınlandı...

Size has Teksas- Amerikana sound'unuz bu albümde pek belirgin değil. Bildiğimiz Calexico albümü olmamamış gibi.

Joey Bums: Aynı şeyi tekrar etmenin bir mânâsı yok. Esasen iki gövdeli bir grubuz. John (Convertino) ve ben birçok farklı projelerde yer aldık., o çalışmalardan izler görebilirsiniz Calexico albümlerinde. Bahsettiğiniz unsur en dinamik, en göze çarpan yanımız. Ama değişik şarkılar yapmanın zamanı gelmişti.

Gitar ve vokalde be defa daha öne çıkmanız sizde ya da grupta herhangi bir hoşnutsuzluğa sebep oldu mu?

Wilco ve Yo La Tengo'yla birlikte turneye çıkmanın, Neko Case ve Iron& Wine'la çalışmanın tesiri oldu üzerimizde. Doğal olarak şarkılarda ilerleme kaydediyoruz., canlı performanslarda da öyle . Kayıtlarda o kadar enstrümantal çalmadık. İçe doğru bir yönelme ihtiyacı hasıl oldu. Naylon İspanyol gitar tellerini bırakıp çelik tellere geçince Latin damarlarından geleneksel folka, ozan rock'una geçmiş olduk. 

Şarkı sözlerinizdeki Amerika umut vermiyor...

Bush'un ikinci defa seçilmesi, hükümentin manipülasyonları ve birçok sinir bozucu şey... Amerika dışında daha net görülüyor. İnsanlar Amerika'yı eleştiriyor, biz de bu mevzuatlara dokunduralım dedik.

"Nom De Plume" Gainsbourg vari bir parça. Fransızca söylemeniz de alışılmadık bir durum. 

Prodüktörün fikriydi. Soğuk ve karanlık İngilizce yerine Fransızcayı denemek daha doğru geldi. Tuscon'daki arkadaşlar tercümede yardımcı oldu. Birlikte çalıştığım Paris kökenli müzisyen arkadaşlarım, Marianne Dissard ve Naim Amor sayesinde 60'ların Fransız müziğine bir aşinalık olmuştu. Serge Gainsbour ve Françoise Hardy'i dinlerim. Gainsbourg ilginç kişilik. Yaptıklarının bazılarıyla özdeşleşebiliyorum., ama tamamen nev-i şahsına münhasır biri. 

(Uncut, Çev: Şahan Nuhoğlu)

ROLL 107. Sayı
s 55
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------




20 Kasım 2010 Cumartesi

[Back to the Future] Morissey - Derin Hafiflik


Blog ilk çıktığı zamanlarda aklımızda; sitenin içeriği her ne olursa olsun, yapacağımız şeyin 'farklı' olması vardı. Hani sorsanız, farklılaşma adına şu ana kadar yaptıklarınız sizi tatmin etti mi diye, büyük ihtimalle ''pek sayılmaz'' deriz. Dolayısıyla yaptığımız 'şey' içerik olarak tatmin edici bir yerde olsa bile, farklı olmak adına bir o kadar da gerilerde.

Aklımızda bir kaç yeni fikir var. Bunlardan bir tanesi de Roll'den geçmişe dair alıntılar yapmak.

Roll çoğumuzun severek okuduğu bir dergiydi . Müzik adına popüler olana maruz kalan kitle için, alternatif olanın dışa vurumuydu belki de. Geçen aylarda sarı yapraklı bu dergi malesef kapandı. Kapanma sebebi ne bilmiyoruz. Ancak artık Roll yok. Sadece elimizde kalan Roll sayıları var. Blog olarak eski Roll sayılarından el verdiğince alıntılar yapmak istiyoruz.

Bilirsiniz ki Roll röportajları ve diğer dergilerden çeviri röportajlarıyla 'ünlü' bir dergiydi. Özellikle Nme,Şos Inrockuptibles, Mojo ve Uncut gibi dergilerden çevirileriyle bizleri çok sevindirirdi. Uzun lafın kısası düşündük ki; hem Roll'ü unutturmamak adına hem de bloga farklı bir boyut katmak adına eski röportajları buraya ekleyelim dedik. Okuyanlar ve Roll'ü hiç okumayanlar için farklı bir deneyim yaratmak istedik. Umarım becerebiliriz. İlk denememiz Morissey'le. Haydi hayırlı traşlar.

MORISSEY - DERİN HAFİFLİK
Smiths'le bir araya geleceğime taşşaklarımı yerim daha iyi. Dikkat edin bu cümleyi bir vejetaryen söylüyor.

Yeni albümünüz "Ringleader of the tomentors"'un sözleri ve sesiniz yeni bir hayata başladığınız duygusu uyandırıyor?
Doğru, Yeni bir hayata başladım.Kendimi o kadar iyi hissediyorum ki, hafiflemiş gibiyim. Roma'da yaşamaya başladığımdan beri geçirdiğim değişim benim için şaşırtıcı.

Müziğiniz ve şarkı sözleriniz erotikleşmiş
O yeni değil hep erotikti.

"Ringleader of the tormentors"ı dinleyenlerin büyük çoğunluğu aşık olduğunuza hükmedecek, Haksız da sayılmazlar...
Evet, bir insana aşık değilim. Bir şeye aşığım. Albümdeki şarkılarda bunu anlatıyor zaten. Dolayısıyla bu konuyu deşmeyi bırakın.

Romaya taşınmanızın sebebi birisiyle birlikte olmanız değil mi?
İçinizdeki magazin muhabirini susturun artık. Cıvık bir magazin boyutuna girmesek daha iyi olmaz mı?

Uzun süre Los Angeles'ta yaşadıktan sonra niye birden Roma'ya taşındığınızı merak ettik. İngiltere'ye o kadar bağlı görünüyordunuz ki, sizi başka bir yerde düşünebilmek imkansızdı. Ama yedi yıl Los Angeles'ta yaşadınız, Şimdi'de Roma'dasınız...
Çok uzun zaman atgözlüğüyle yaşadım. Sık sık seyahat ediyordum, ama geçip gittiğim Avrupa kentlerine karşı bir hassasiyetim yoktu. Genel olarak ruh halim öyleydi, çok içe dönüktüm. Ama değiştim ve yeni ufuklara açıldım.

Müziğe dönelim...Yedi yıllık aradan sonra 2004'deki dönüş albümünüz "you are the quarry", artık sakin, yumuşak işler yapacağınız izlenimini bırakmıştı. Oysa yeni albümünüz bayağı rock bir albüm. İki albüm arasındaki farkın sebebi ne?
Yorgun ve bıkkındım.Ruh halim öyleydi.İtalya devreye girdi ve yeni şarkılar biçimlerini buldu.Roma bana gücünü,savaşkanlığını ve mücadele gücünü verdi. Enstrümantasyonları çoğalttık, bu sayede şarkılar çok katlı oldu.Bu arada, Tony Visconti'nin dahi bir prodüktör olduğunu belirtmem lazım, şarkılara bir sürü güzellik kattı.

Albümün ikinci parçası " dear god, please help me", efsanevi film müzikleri bestecisi Ennio Morricone de katılmış...
Morricone'nin albüme katılması tamamen tesadüfen oldu.Bizim kayıt yaptığımız stüdyo'ya uğraması gerekiyormuş. Ses mühendisleri bizi uyarmıştı: "Morricone stüdyoya ne zaman gelse, kayıt yapan müzisyenlerden birisi birlikte çalmayı teklif eder, o da her seferinde reddeder. Aklınızdan bile geçirmeyin. Kimleri redetmedi ki" Ama biz yine de ona parçalardan birini dinlettik.O da parçanın düzenlemesini yapmayı kabul etti.36 müzisyenden oluşan bir orkestra getirdi ve kendi dünyasına kapandı. Morricone'yi izlemek müthişti.Şarkının bütünü üzerinde düzenlemeler yaptı. Onu yaklaşmak çok zor, hep etrafı çevrili ve İngilizce bilmiyor. Geliyor,yapması gerekeni yapıyor ve gidiyor."
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Pete Doherty'i nasıl buluyorsunuız?
Malesef müzikten çok medya sirkiyle iştigal ediyor. Bu feci bir tuzak ve her nedense Pete Doherty o tuzağa balıklama dalıyor. Kate Moss onu kendi düzenine çekmiş gözüküyor. Hal böyle olunca da Doherty'i umursamam için bir neden yok.Hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilerim ama , durum böyle.

Arctic Monkeys hakkında ne düşünüyorsunuz? Albümlerinin adı (Whatever people say i am, that's what i'm not) çok Morrisey kokuyor. Bugünlerde hit olan o albümün adını duyduğunuzda ne düşündünüz?
O albümün adı Jools Holland'in "Later" adlı şovunda beni takdim edişini hatırlattı: İnsanlar hakkımda ne derlerse desinler, bahsettikleri ben değilim. Arctic Monkeys'in kitaba atıfta bulunacak zevkte olmaları memnuniye duydum. O grup hakkında bundan ötesinde bir fikrim yok.

Hiç dinlemediniz mi onları?
Bir defa televizyonda gördüm.
--------------------------------------------------------------------------------------------------
O günlerdeki halinizin bugünün gençliğinde aynı etkiyi uyandıracağını umuyor musunuz?
Hayır, asla öyle bir etki olmaz. Kamuoyunun zevkleri çok değişti.Herkes daha eğitimli ve şoklara daha çok şerbetli.

Yani Smiths doğru yerde doğru zamanda mı çıktı? Birkaç yıl önce ya da birkaç yıl sonra çıksaydı aynı etkiyi yaratmaz mıydı?
Asla yaratmazdı. Smiths ortaya çıktığında dünyanın gözü başka yerlerdeydi. İnsanları ancak öyle şaşırtabilirsiniz.Eğer gelişiniz bandoyla duyuruluyorsa, plak şirketiniz bas bas bağırıyorsa , kimseyi şaşırtamazsınız. Sessizce insanların arkasından gelip omuzlarına dokunmanız ve dönüp baktıklarında yüzlerinde oluşan ifadeyi yakalamanız gerekiyor. Ben bunu sık sık yapıyorum.

Bu soruyu sormak kaçınılmaz, çünkü bütün smiths fanlarının aklından geçirdiği bir şey: Yeniden bir araya gelme ihtimaliniz var mı?
Bu duyguyu anlıyorum. Ama bununla birlikte herkesin aklından geçen bir düşünce de var: Bol sıfırlı bir çek verirlerse, neden olmasın? Hayır, olmaz. Aradan 18 sene geçti.Artık ne ben onları tanıyorum, ne de onlar beni. Dolayısıyla neden sahneye çıkıp birlikte müzik yapalım ki? Anlıyorum, dağılmış bütün önemli gruplara bu soru sorulur, Benim cevabım prova edilmiş bir cevap değil (Beyler adam burada Pink Floyd'a laf sokmuş); Smiths'le tekrar bir Smiths'le bir araya geleceğime taşşaklarımı yerim daha iyi. Dikkat edin bu cümleyi bir vejetaryan söylüyor.

-----------------------------------
ROLL-107. Sayı
s36-38