17 Kasım 2013 Pazar

Adrasan'dan Kayıtlar Var: H!TCTU - Eskiz


Bağımsız müzik yapan yerli gruplarımızdan Help! The Captain Threw Up ve Eskiz, Antalya Adrasan koyu yakınlarında sadece güneş enerjisi ile gerçekleştirdikleri performanslarını ve yaşantılarını kayıt altına alıp, geçtiğimiz günlerde paylaştılar.

Keyifle izliyoruz...



facebook.com/eskiz
soundcloud.com/eskizistanbul


facebook.com/helpctu
soundcloud.com/helpthecaptainthrewup

14 Kasım 2013 Perşembe

YENİ | Nihil Piraye - "Matmazel"


2011'den beri "ses çıkaran" bir grup Nihil Piraye ve geçtiğimiz günlerde yepyeni bir de EP paylaştı bizlerle: "Matmazel"

4 parçadan oluşan, mini bir albüm bu Matmazel. Özellikle bizim gibi melankoli aşığısanız Düşlerine Dokundum ve Güneş Şarkısı'na da ekstra dikkat kesiliniz.

Nihil Piraye'yi canlı dinlemek istiyorsanız eğer aşağıdaki tarihleri de not ediniz;

20 KASIM / PEYOTE (Beyoğlu)
facebook.com/events/peyote

27 KASIM / WOODSTOCK (Kadıköy)

facebook.com/NihilPiraye
twitter.com/nihilpiraye
soundcloud.com/nihilpiraye


10 Kasım 2013 Pazar

4 Kadın / Warpaint Babylon Konseri (9 Kasım 2013)


Kış konserleri sonunda başladı. Değmeyin artık keyfime. Açılışı Moddi ile yapmıştık, sonrasında ise Warpaint ile geldi. 'Maskülen' olduğu varsayılan bir müzik dünyasında 4 kadın neler yapabilir sorusuna, 4 kadın Warpaint ile cevap verdi.  Hatta çok da güzel bir cevap bulduk. 4 kadın tüm önyargıları dün gece teker teker kırdı.

Warpaint resmen "Rock maskülen bir dünya değil ve kadınlar ise bu maskülen olduğu varsayılan dünyada, maskülen nitelikler edinen müzisyenler değil." dedi bizlere. Bu müziği cinsiyetleştirenlere bir tokat oldular sanki. Önce Jenny, sonra Theresa ve diğerleri...

Warpaint her şeyden önce sahneye inanılmaz hâkim bir grup. Her eleman enstrümanlarını sahnede çalmıyor, tam tersine o enstrümanı yaşıyor gibi. Özellikle Jenny Lee (Bass Gitarist) sahnede tam anlamıyla kendinden geçiyor. Müziğin ritmine kapıldı sanki bedeni. Sahnede müzik ve kendisi vardı. Gözlerimi ondan alamadığımı itiraf edebilirim. Diğer elemanların da benzer şekilde sahneyi yeterince iyi kullandıklarını belirtmek gerekir. Konserde gerçekten çok iyi bir performans izledik. 

Warpaint  dün geceki setlist'te bilinen çoğu şarkısını çaldı ancak öyle birkaç şarkıyı es geçti ki; hani gerçekten benim gibi Warpaint hayranlarını şaşkın bıraktı. Arkadaş; "Shadows" ve "Ashes to Ashes" bir konserin setlist'inde nasıl olmaz. Biri bunu tane tane anlatsın. Hani konserin tek falsosunun bu iki şarkının atlanması olduğunu belirtmem gerek. 


Peki neler çaldılar? 


Muhtemelen "Love Is To Die" ve "No Way Out"  setlist'e eklemeleri sebebiyle, "Shadows" ve "Ashes to Ashes"i çalmadılar. Hatta hafiften yeni albüm hakkında da bizlere birkaç ipucu verdiler ancak yine de bir daha kim bilir nerede canlı canlı izleyeceğiz diyebileceğim bir gruptan, en azından Ashes to Ashes cover'ı dinleseydik ne de güzel olurdu demek isterim. Bu kadar zırlamadan sonra, grubun özellikle yeni albümden 2 şarkı çalmasını şöyle de yorumlayabiliriz; Warpaint yeni albümde bayağı bir tarz değişikliğine gidecek gibi.  Jenny'nin yeni albümde biraz elektronik takılacağız söylemi "No Way Out" da resmen gün yüzüne çıkmış oldu. Gümbür gümbür bass hissettiğimiz bir şarkıydı No Way Out. Muhtemelen albüm kaydı daha da elektronik temelli olacaktır.

Bilinen şarkılarını bazen güzel jam'lerle uzattılar. Özellikle Elephants'ın sonundaki jam bayağı güzeldi. Elephants gibi saykodelik bir şarkıyı böylesine güzel bir jam'le süslemeleri gerçekten takdire şayen bir hareketti. Ayrıca Elephants'ı diğer performanslarına göre daha yavaş çaldılar. Böylelikle bir kez daha kalbimi kazanmış oldular. Yine Billie Holiday de grubun sahnede devleştiği şarkılardan bir diğeri oldu. Albümden daha güzel çaldıklarını belirtmem gerekir. 

Kuşkusuz ki dün gece Babylon'da 4 kadının müzikle kendinden geçişine şahit olduk. Bize bu anlara şahitlik etmek düştü. Birbirinden "güzel" bu 4 kadının sahnedeki performansının hiç bitmemesi dileğiyle.

PS: Son zamanlarda sürekli olarak kullandığım bir cümle var: "Jenny, I am in trouble." Bu dize The National'ın son albümünde yer alan "This is The Last Time" adlı şarkıda geçmektedir. Nedense çok içselleştirdim bu dizeyi. Sürekli bu dizeleri mırıldanırken buluyorum kendimi. Özellikle Jenny'e takıldım. Hayali bir karakter işte... Warpaint bass gitaristi Jenny Lee Lindberg'in de adının Jenny çıkması benim için güzel bir rastlantıya sebebiyet verdi. Kim bilir sahnede Jenny'e bu sebeple kapıldım. Hayalimin sahnede düşe gelmesiydi belki de...


7 Kasım 2013 Perşembe

Sofar Sounds: "Kızlı Erkekli Akustik Ev Konserleri"

Aylar önce bir arkadaş ortamında, kendi aramızda muhabbetini çevirdiğimiz "akustik ev konseri" olayı İstanbul'da da gerçek oluyor. Sofar Sounds yani açılımlı haliyle Songs From A Room adıyla gerçekleşecek etkinler ilk olarak Londra'da start almış ve hemen akabinde Barcelona, Berlin, Los Angeles, New York, Sao Paolo, Sydney gibi çeşitli şehirlere yayılmış.

Organizasyon kendi internet sitesi üzerinden, etkinliğin hangi ülkenin hangi şehrinde olacağını ancak 1-2 gün öncesinde duyuruyor ve konserlere ilk rezervasyon yapanlara öncelikli olarak mail atıyor. Böylece son ana kadar nerede, kimi izleyeceğinizi bilemiyorsunuz. Tek bildiğiniz halı üzerinde, ister parmak arası ister ponpon terliklerinizle ev rahatlığında farklı bir bir konser deneyimi yaşayacağınız...

Konserlerin ücretsiz olacağı etkinliklerde yemek yenmiyor, durmadan ayağa kalkı gezinilmiyor, telefonla konuşulmuyor... Ayrıca konser kayda alınıp, Sofar'ın resmi youtube hesabından paylaşılıp daha çok kişiye ulaştırılıyor.

Aralık ayında başlayacak olan Sofar Sounds İstanbul için evinizi paylaşmak ya da bir farklı bir evde çalmak isterseniz de sofaristanbul@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.

facebook.com/sofaristanbul
twitter.com/SofarIstanbul
sofarsounds.com

4 Kasım 2013 Pazartesi

Warpaint 9 Kasım'da Babylon'da!


2010 yılında çıkardıkları The Fool albümlerinden beridir hayatımızda güzelce yer etmiş olan Warpaint, 9 Kasım Cumartesi gecesi ülke topraklarında ilk kez sahne alacak. Red Hot Chili Peppers’ın eski gitaristi John Frusciante'nin desteklediği ve Wristcutters: A Love Story filmiyle de gönlümüze işlenmiş olan oyuncu Shannyn Sossamon’un da bir dönem içinde yer aldığı grup, ilk olarak albüm öncesi aynı yıl yayınladıkları Exquisite Corpse adlı EP'leri ile dikkatleri çekmişti.

Bu Cumartesi günü Babylon sahnesinde izleyeceğimiz 4 hanımdan oluşan Warpaint ayrıca ikinci albümlerini de Ocak ayı itibariyle çıkartmaya hazırlanıyor.

Warpaint konserinin kapı bilet satış fiyatı:
Tam: 45TL - Öğrenci: 35TL

Konser öncesi aşağıdaki playlisti iyi çalışırsanız, belki siz de şirinleri görebilirsiniz...

Bir Baba Indie ile kazanacaksınız!








3 Kasım 2013 Pazar

Bir Baba Indie Mix: "Ekim 2013"

Sonbahar ile birlikte, yürek burkan, iç sıkan Ekim playlistimiz ile dozu iyice artırıp, yola devam ediyoruz.

Eminiz ki; 10 parçanın 10'unun da ayrı ayrı talibi olacak. Gerisi kısfmet artık...

40 dakikalık yolculuk başlasın mı?



Diğer mix'ler için: 8tracks.com/birbabaindie 

Playlist:

01. Earlimart - Interloper
02. Autumn Owls - Patterns
03. Piers Faccini - Black Rose
04. John Grant - Where Dreams Go To Die
05. Shady Bard - Trials
06. Felicity Groom - Under Oath
07. Balthazar - The Oldest Of Sisters
08. The Trouble With Templeton - Six Months In A Cast
09. Whistle Peak - Sailor
10. JBM - Ferry

"Özgünlüğü, amuda kalkmak sanıyorlar!"


Her biten kitaptan sonra bir yenisine başlamak, yeni bir başlangıca atılmak gibi. Biten kitapların hüznünü değil, yenilerinin heyecanını duyan biriyseniz hele. Tomris Uyar'ımın Günce'sinden sonra, Ece Ayhan'ın Aynalı Denemeler'ine başladım. Sivil bir şair olarak adlandırılan Ece Ayhan'ın. Ona ait okuduğum ilk kitap. Henüz kendisini çok da iyi tanımıyorum aslında. Ama kimi cümleleriyle, bana kapısından kafamı daha da içeri sokma isteği uyandırdı. Diyordu ki: "Özgünlüğü, amuda kalkmak sanıyorlar. Oysa olduğu gibi, alçakgönüllü davranmak asıl özgünlük." Bu iki cümle aslında herkesin de bildiği iki cümle. Herkesin bilmesine rağmen herkesin uygulayamadığı, gerçekleştiremediği iki cümle.

Hayatımızın her anında özgünlük diye nitelendirdiğimiz şey var aslında. Biz bir şeylerin çok fazla etkisi altında kalmadığımız müddetçe de bizimle. Ama kimi insanlar bu kavramı hayatlarının hangi köşesine koyacaklarını bilmiyorlar. Ya da nasıl kullanacaklarından bihaberler. Ben Ece Ayhan'ın bu iki cümlesini müziğe iliştirerek düşüneyim dedim. Aklıma pek çok isim geldi tabii. Ama özgünlük kelimesinin olduğu bu cümleleri bir defa daha okurken aklıma direk "Once" filminde Glen ve Marketa'nın piyano başındaki halleri geldi. Sonrasında da filmin tüm soundtrackleri sırasıyla çaldı kafamın içinde. Gözüm kapalı bir şekilde, birkaç dakika boyunca filmi izledim zihnimde.

Özgünlük, böyle bir şeydi belki de dedim. Onların samimiyeti, hissettirdikleri özgünlüğün ta kendisiydi dedim. Müziğin içinde kaybolarak bizi de içlerine almaları, sıradanlığın içindeki duygusallık ve derinlikti onların özgünlüğü dedim. Ve sonra yine dedim ki, müzik ve edebiyat aslında ne kadar iç içe. Edebiyat ve müziğin de bir aşkı var. Ve biz bu aşk sayesinde hislerimizi derinleştirebiliyoruz. İhtiyacımız olan en önemli aşk da belki de bu dedim. Pek çok albümün içine girerek bu aşka tanık oluyoruz. Mesela, Sharon Van Etten'in Tramp albümü. Albümün içine Serpents ile girdim şaşırılmayacağı gibi. Ama en az onun kadar kapıldım diğerlerine. Özellikle, Zach Condon sesini bu güzel kadının sesine yakıştırdıysanız "We Are Fine" ile, daha bir samimi geliyor albüm size. "In Line"ı ilk dinleyişimde yaptığım yolculuğun arka fonuna çok uydurmuştum kendisini. "Serpents" her çaldığında hayatımın belirli bir dönemi canlanır zihnimde mesela.

Tüm bunlar hep samimiyet işte. Bu samimiyet hep müziğin tınısıyla hayat buluyor. Samimiyeti daha canlı kılmak için kulaklarımızın bu tınılara ihtiyacı var. Bu türden insani kavramlarımız var olduğu sürece onları canlı kılmak adına melodiler ve sözcükler de bizimle var olmalı, var olacak da.

 

1 Kasım 2013 Cuma

VIDEO | MERİVA - Hepberaberyalnız


Bir Baba Indie olarak yakından takip ettiğimiz yerli gruplardan Meriva ilk albümü ile aynı ismi taşıyan Hepberaberyalnız şarkılarına klip çekti. 

Klibin tamamında abartılı görsellerin olmaması, olabildiğince sade tutularak yalnızlık vurgusunu yakalamaları güzel olmuş. Hakikatten bir şeyi fazla koysalar işin rengi değişirmiş. Bu yüzden klip - şarkı uyumu tam olmuş diyebilirim. Kıyafetinden, mekan seçimine kadar... 

Klibin prodüktörlüğünü It Is Red üstlenmiş. It Is Red ile Meriva'nın buluşması çok iyi olmuş. It Is Red'in geçmiş çalışmalarına bakınca aslında klibin kalitesinin nereden geldiğini çok iyi anlayabiliyoruz. It Is Red daha önce Bir Zamanlar Anadolu'da, Kaybedenler Kulübü, Bizim Büyük Çaresizliğimiz ve Duman ile güzel çalışmalar yapmıştı. It Is Red'i buradan inceleyebilirsiniz.

Klibin yönetmen koltuğunda ise Bora Bekiroğlu oturuyor. It Is Red ekibinden olmasının yanısıra Can Bonomo, Avam Garde Trio ve Odylle ile çalışan bir müzisyen. Yönetmen koltuğunda müzisyenin ruh halini anlayan, hatta sıcağı sıcağına yaşayan birinin olması çok önemli bir şey. Müzisyenin ne anlattığını onun dilinden anlayıp, aynı dille cevap verebilecek kişi olması önemli bir ayrıntı.


Ayrıca klipte oyuncu olarak yer alan Hazal Kazancı'yı da Dream TV'den biliyoruz.

Klip ile ilgili diğer detayları grupla hiç konuşmadık ama buradan görünen kısmıyla üzerinde titizlikle çalışılıp, tüm detayları incelenmiş olduğu kanısına kapıldım. Gözle görülen klibin ve duyulan şarkının elbetteki en büyük emeği Meriva'ya ait ama arka plandaki isimlerin seçimi ve ortaya çıkan sonucuna bakılırsa bu buluşmalar ile Meriva, doğru seçimlerle yoluna devam ediyor.

Daha önceki yazılarımızda da belirtmiştik ve sık sık dile getiriyoruz. Meriva iyi bir grup ve kendi yaşam alanlarını korudukları sürece kiminle çalıştıkları bir yana dursun hep varlığını sürdürecektir. Yani şunu demek istiyorum; mesela bu klibi başka bir ekip çekseydi de aynı ruhu yakaladığı sürece farklı bir iş çıksa bile iyi bir iş ortaya çıkardı. Bazen ne kadar iyi şoför olursanız olun, sürdüğünüz arabanın performansına göre sizin şoförlüğünüzün kalitesi artar.

Meriva'nın Hepberaberyalnız albümü 3 Kasım'dan itibaren Babajim etiketiyle hayatımızda yerini alacak. Bizde daha önce konserlerde severek dinlediğimiz grubu evimize, arabamıza taşıyacağız. Tabi ki konserlerini ihmal etmeden. Albümün tanıtım konseri ise, 5 Kasım Salı gecesi Babylon sahnesinde gerçekleşecek.

Bu arada klipteki diğer emeği geçen isimleri de paylaşalım.

Görüntü Yönetmeni | Murat Tuncel
Sanat Yönetmeni | Afra Akgüneş
Kurgu & Renk | Umut Karaduman
Makyöz | Nuri Şekerci
Kuaför | Melis İlkkılıç

* * * 


Şarkının sözlerini de yazalım tam olsun diyerek;

Bir silah ateşlendi tam beynime
Kurşunum sunuldu gümüşten bir tepside
Komada vücudum yıkık bir hastanede
Bölünmüş tüm ruhum bin parçaya

Bir nefes uzakta

Sana bu söz
Bu sefer son 
Alkışlarınla
Sebebi çok 
Önemi yok
Hiç utanmadan
Yürümek zor 
O kadar yol
Gel yavaş yavaş
Burada hepberaberyalnız(ız)

Kilometrelerce asfalt önümde
Kavruluyor ayaklarım en sağ şeritte
Güneşten korkmasanda sıcaklığı üstünde
Yok olmuş tüm gölgen tam altında

Bir nefes uzakta

Sana bu söz
Bu sefer son 
Alkışlarınla
Sebebi çok 
Önemi yok
Hiç utanmadan
Yürümek zor 
O kadar yol
Gel yavaş yavaş
Burada hepberaberyalnız(ız)

Bir nefes uzakta

Sana bu söz
Bu sefer son 
Alkışlarınla
Sebebi çok 
Önemi yok
Utanmadan 
Yürümek zor 
O kadar yol
Gel yavaş yavaş
Burada hepberaber...


Meriva | Facebook 
Meriva | Twitter
Meriva | Offical Page 


28 Ekim 2013 Pazartesi

İmajlar, Notalar ve Huzursuzluk.

Bir film izleyince elbette hayatım değişmedi. Ancak öyle sahneler oldu ki, o sahnede öyle şarkılar çalındı ki, huzursuzluğum oldu o sahneler, belki de şarkılar. Bugüne dair korkuttu beni, düne dair...

İnsan hayatı kolay değişmez elbette, ancak huzursuz olabilirsiniz. Sıkıntılı olabilirsiniz. Sıkıntı verebilirsiniz ve bir şarkı ve bir takım görüntüler size huzursuzluk verebilir. 


Geçenlerde bir film izledim. Hayır, hayır hayatım değişmedi. Hayatım belli bir rutinde gidiyor nedense. Ancak huzursuz oldum. Şarkıdan da, o sahneden de... Şarkıyı biliyordum üstelik, dinlediğim bir şarkıydı. Ancak o sahneyle hayatımda farklı bir yere oturdu sanki şarkı. Huzursuzluk verdi o şarkı bana. Görüntülerle şarkılar birleşince,  tüm müzik ve imaj tanımlamalarım ortadan kalktı. Yapılar söküldü. Artık müzik de yoktu, sahneler de yoktu.

Şarkı: Wye Oak - Civilian
Film: Safety Not Guaranteed.
Sahne: Bir adamın elinde içkisiyle ağlayarak go-kart yapması.

En son bu hissi Dandelion adlı filmde hissetmiştim. Bir ölümden önce Cat Power'dan I Found A Reason cover'ı. Oluyor böyle, öyle sahneler öyle notalarla vals halinde oluyor ki o vals'in güzelliği, o vals'in hüznünü kıskanıyorsunuz, o vals'deki gerilimden ağlıyorsunuz belki de. 

Müzik biraz da öyle değil mi sahi? Sevdiğimiz şarkılar çoğu zaman mutluluklarımız ve hüzünlerimizle dolu. Hep anlarla örülü, filmlerdeki gibi. Bir film başlıyor ve zamanla notalar eşlik ediyor filme. Bir hikaye başlıyor ve bir takım şarkılar dinlemeye başlıyorsunuz. Artık hikayeniz hikaye olmaktan çıkıyor, şarkınız da şarkı olmaktan. Şarkılarla yaşamaya başlıyorsunuz.

İşte bu sebeple, filmlerde çalınan bazı şarkıları çok seviyorum. Notalar ve imajlar görkemli bir mükemmellikte birleşiyorlar. O anı kıskanıyorum.

Bir bütünün ayrılmaz parçaları gibi. Şarkı olmazsa artık film de olmayacak belki, notalar ortadan kalkarsa artık hikaye de olmayacak. Hikayeler (imiz) şarkılarla çoğu zaman.  Orpheus bir an tereddüt etse, arkasına baksa sevdiğini kaybedecek. Hikayeler ve müzik bu tereddütsüzlüğün hali gibi biraz da. İkisi de birbirine aşık. Tereddütleri yok. Orpheus ve Eurydice.



27 Ekim 2013 Pazar

IndieCity 2 bu sene de Peyote'de!


Geçen sene ilki düzenlenen IndieCity'nin 2.'si bu sene yine Peyote sahnesinde gerçekleşecek.

2 Kasım günü The Away Days, Men With A Plan, Da Poet ve Milankundura gibi gruplar başta olmak üzere aynı gecede toplam 12 performans izleme fırsatı yakalanacak. Partapart Records'un düzenlediği gece de canlı performansların yanısıra DJ Set'lerde yine alt kattajş yerini alacak.

Facebook Event

25 Ekim 2013 Cuma

DİNLE | Arcade Fire'ın yeni albümü Reflektor!


Arcade Fire minik minik paylaşıp, insanı meraklara gark eden yeni albümü Reflektor'ın tamamını kendi sitesi üzerinden stream etti.

Resmi olarak yayımlanmasına 1 hafta kalmış olan albümün tamamını hemen aşağıdan dinlemeye başlıyoruz!



VİDEO | Arctic Monkeys - "One For The Road"


2013'ün en çok konuşulan gruplarından biri olan Arctic Monkeys son albümleri AM'den ikinci video klip çalışmasını paylaştı.

"Siyah beyaz, köyüm" konseptli klip ise albümün 3. parçası "One For The Road"a gelmiş bulunuyor.


21 Ekim 2013 Pazartesi

YENİ | Arcade Fire'dan Tadımlık: "Afterlife"

Arcade Fire yeni çıkaracağı stüdyo albümü  Reflektor'den, Afterlife  adlı şarkının 50 saniyelik tadımlığını paylaştı. 

Arcade Fire'dan yeni albüm öncesi tadımlık.

İşte o tadımlık şarkı.


Bu blog post'u Pub 111 dersi öğrencileriyle birlikte girilmiştir.

3 yıl Sonra U2'dan Yeni Şarkı: "Ordinary Love"

9 yıl aradan sonra hayata dönen A Perfect Circle'dan sonra, şimdi de U2'da 3 yıl aradan sonra aramıza yeni bir şarkıyla döndü. Ordinary Love adı verilen şarkı, Nelson Mandela'nın hayatını konu alan Mandela: Long Walk to Freedom adlı film için ortaya çıkarılan bir şarkı olmuş ancak U2'nun önümüzdeki albümünde bu şarkının yer alacağını gruptakiler bildirmişler.  Ee, tam da U2'dan beklenecek bir hareket olurdu bu


Ordinary Love'u halen tam olarak dinleyemiyoruz ancak filmin trailer'ı ile tadımlık halini dinlemek isteyenleri aşağıya alalım.


Belçika'da Neler Oluyor?

Bu aralar Belçika'dan hayal dahi edemeyeceğim gruplar çıkıyor. Hani hepsi mi iyi olur? Oluyor işte. Bir grup buluyorum farz-ı, sonrasında bu grubun orjini neredenmiş diye bakıyorum, pat diye Belçika çıkıyor karşıma. Hangi birini yazacağımı şaşırdım. Biz blogger'ların da bir sabır noktası var!



Bu kadar güzel grup Belçika'dan çıkınca, bu güzelim grupları kategorileştirerek anlatmak da farz haline geldi. Şimdi bu güzel grupların bence en benzer yanlarından biri, başka bir deyişle kesişim kümelerinden biri melodik halleri. Tüm gruplarda öncelik melodiye verilmiş. Şöyle anlatayım, hani Anadolu rock deyince aklımıza üç aşağı beş yukarı benzer bir melodik hal geliyor ya, bu gruplarda da benzer bir hal var. Kendilerine has bir melodik yanları var. Aeon Spoke, Thirteen Senses sevenler, fav'a atsınlar.

Kesişim kümesinin bir diğer elemanı ise solist performansları üzerinden ortaya çıkıyor. Solistlerin performansları da kesinlikle naiflik üzerinden şekillenen bir yapıda. Bağırmadan çağırmadan da insanları etkileyebilecekleri inanan bir grup güzel insan. Bence çok da iyi yapıyorlar.

Kesişim kümesini anlattıktan sonra grupların farklılaştığı tek ve önemli noktaya yoğunlaşalım; bu da grupların folk ve alternatif rock tarzlarında müzik icra etmeleri. Sadece alternatif rock üzerine konuşacak olursam, yukarıda bahsettiğim gibi Aeon Spoke ve Thirteen Senses kıvamındaki bir alternatif rock halinden bahsediyorum. Dahası değil.

Gruplara teker teker bakacak olursak; (Belki bu grupları ilerde yazarız, belki bu grupları önceden de yazmışızdır)

The Me in You: Son zamanlarda hayatımı alt üst eden bir grup. İnanılmaz bir hüzün ama kırmadan dökmeden. Naif bir solist, güzel klavye alt yapıları ve uzun yolculukların melodileri. Bu gruba kesinlikle ilerleyen zamanlarda kritik olarak yer verilecek.

Marble Sounds: Blog'un gediklileri Marble Sounds'u çok yakından bileceklerdir. The Me in You naifliğinde ancak biraz daha post rock sularına da yakın bir müzik. Naif solist yine iş başında.

Amatorski: Diğer gruplara kıyasla metronom biraz daha alıp başına gitse de, Amatorski de melodik yanıyla benzerlerinden ayrılan. Her melodisiyle bizleri can evimizden vuran bir grup. Yine klavyeler, delay'lere banmış gitarlar, güzel yaylılar...

Puggy: Yine Belçika'nın verimli topraklarından hayatımıza giren bir grup. Güzel melodiler yine ön planda ancak Puggy diğerlerine nazaran bayağı kendine münhasır, biraz daha pop bir grup. Ancak kesişim kümesindeki melodileri güzel bir harmanla dünyamıza soktuğunu açıkça belirtmem gerekmekte.

Balthazar: Folk tarafında da güzel şeyler oluyor dedik. Geçen aylarda The Bony King of Nowhere adlı bir diğer Belçikalı folk temsilcisini sofralarınıza sunmuştuk. Balthazar , TBKN kalibresindeki bir diğer grup. Yine benzer tınılar, benzer hareketler ve benzer samimiyet. Yine naif vokaller ve yine güzel melodiler.

The Bony King of Nowhere: Bu abiyi anlatmaya gerek yok sanırım. Sizi direk şu post'a ışınlatıyoruz. Kritik.  


Dediğimiz kadar varmış değil mi? Kesinlikle var. Yeni yetme Belçikalı indie gruplar gümbür gümbür gelmekte ve biz buradayız demekte. Bizlere yolları açık olsun demekten başka bir şey düşmüyor sanırım.