Gökhan Şahinkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gökhan Şahinkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2014 Pazar

YENİ VİDEO | Taranta Babu - March of the Freedom


Merhaba sevgili Bir Baba Indie okurları. Bilen bir kaç milyar insan var ama tekrarlamakta fayda var. Sevimsiz Ankara'nın, sevimsiz bir köşesinde askerliğimi yapıyorum. Evet! Kafası üç numara, komün halinde Kızılay'a doluşan bir grup asker arasında ben de varım. Gururlu muyum? Tabi ki hayır!

...ve evet tam sandığınız gibi Dikimevi'nde askerlerle dolu bir internet kafede blog yazıyorum. Bak işte şimdi gururlandım! (Saool!)

- Dikkaytttt! Taranta Babu Solda!

Aylar sonra, türlü sevimsizliğin içerisinde bir şeyler keşfetmişim. Paylaşmayacak mıyım? Bunu yapamazdım. Huzurlarınızda örgütümüzün yeni projesi. Taranta Babu

Örgütün yeni projesi baya kalabalık ve buram buram güzel melodilerle döşenmiş durumda. Üstelik ismi Nazım'dan geliyor. Öylesine güzel, öylesine içli!






Kadrosu şu şekilde: 

Korhan Futacı/ Alto saksafon
Burak Irmak/ Piyano

Gökhan Şahinkaya / Bas gitar

Erdem Göymen / Davullar ve ziller

Özün Usta / Davullar ve ziller

Barlas Tan Özemek / Gitar

Meriç Demirkol / Soprano saksafon

Serkan Çiftçi / Trompet

Ersin Özer / Trombon
Can Ömer Uygan / Trompet
Barış Ertürk / Bariton saksafon






Devamı da gelecektir diye umuyorum. Dar vaktimde arkama yaslanıp dinlemeye koyuldum. Detayları düşer elbet Bir Baba Indie sayfalarına ama kadroya bakınca en çok sevindiğim şey, tekrardan Burak Irmak ismini görmek oldu. 123 sonrasında bir daha görememe endişesi vardı. Şimdi içim rahat. Kaybolmayasın sevgili Burak Irmak!

Şimdilik arkanıza yaslanın!

Uygun adım!
İleri marş!

Söylediklerimi yüksek sesle tekrar et!

March of the Freedom



21 Aralık 2012 Cuma

KFKO: Kusursuz Bir U Dönüşü (Konser ötesi...)

Vincent Van Gogh - Sien "Sorrow"

Bu bir konser yazısı olabilir mi bilmiyorum. Yazının sonunda belki buna karar verebilirim. Dün 02:00'de eve girdiğimde Pavurya'yı söyleyerek uykuya daldım. Sabah 06:45'de yine Pavurya söyleyerek uyandım. Hala yazıyı yazarken Pavurya dinliyorum; zira Pavurya albümü çıktığından bu yana Aç Aslan, Ayin, Niye?, Duvar ve önceki albümden Abrakadabra, Geleneksel Mahşer Günü, Sien, Zor İşler, Ağlayamam Ben; son olarak DANdadaDAN'dan Kara Araba, Cenaze, Aydınlıklar'da kafamdaki playlistte repeat mod halinde çalmaya devam ediyorlar. 

Ediz Hafızoğlu: "Oğlum bizim şarkılar çok güzel lan" (Ayin'i çaldıktan sonra...)

Ediz Hafızoğlu'nun bu mütevazi yorumuna daha sonra geleceğim. Ondan önce şunu belirtelim; dün konsere hava muhalefeti nedeniyle gelemeyen çok kişi oldu. Buna rağmen o kar, soğuk ve insanın yüzünü kavuran rüzgara rağmen Ghetto'ya varabilen şanslı insanlardandım. Oraya ulaşmanın getirdiği başarmışlık ve kapıdaki konser afişiyle buluşma hissi tarifsizdi.

Kara Orkestra'nın bir kişi eksik başlayacağını içeri girdiğimizde anladık. Sahnede Özün Usta'ya ait perküsyonlar yoktu. Onun yokluğunda şarkılar nasıl olacak diye kafamda Özün Usta'yı mikser üzerinde Mute tuşuna basarak susturdum. Bir türlü kafamda "olabilir aslında" diyemedim. Ta ki konserdeki o kusursuz performansta Özün Usta yok ama buna rağmen çok güzel diyebilene kadar.

Konser Pavurya ile başladı. En son One Love'da izlemiştim. Oradaki bir takım zihinsel problemlerden dolayı konserin tadını çıkartamamıştık. Bu zihinsel problemlere ek olarak ses düzeninin kalitesizliği o gerçek performanstan KFKO'yu uzaklaştırmıştı. Pavurya ile konsere başlarken ses düzeni ve ortadan kaldırılan bu zihinsel problemler ile seyirciye buluşmaya hazır hale getirilmiş o kutsal buluşma anını yaşamaya başladık. Konserde herkesin zaman zaman kendinden geçtiğine, sarhoşluğu dibine kadar yaşadığına tanık olduk. 

Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı'nda şöyle bir cümle kuruyor;

"Bir insan sadece sarhoşken iyi yazabiliyorsa, sarhoş dolaşsın. "Karaciğerime kötü geliyor" derse, "Karaciğeriniz neymiş ki?" derim. "Ömrü sizinkiyle sınırlı, ölü bir şey; oysa yazabileceğiniz şiirler yaşayacak, herhangi bir şeyle sınırlı olmaksızın."

Dün Ediz Hafızoğlu ve Görkem Karabudak sahnede rakı içerken çok keyifliydiler. Ediz Hafızoğlu'nun rakıya düşkünlüğünü biliyoruz. Şimdi bu keyfiyetini düşününce aklıma Fernando Pessoa'nın cümleleri geldi. Evet bu sağlık durumunu tehdit edecek boyutu ve bu adamlara ya da başka her hangi bir insana zarar verecek boyuta bir gün getirecek olması beni korkutsa bile Fernando Pessoa'ya bu düşüncelerden dolayı hak vermekten kendimi alıkoyamıyorum. Ediz Hafızoğlu ile ilgili daha önce düşüncelerimi çoğu kez paylaşmışımdır. Dün Ayin başta olmak üzere diğer şarkılardaki performansı ile resmen hepimize eve dönüş yolunda "Yok böyle bir adam. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Daha ne kadar iyi çalabilir." gibi bir sürü cümle kurdurttu. Bu dünya da öylesine varolmadığımızı ispatlayan şeyler bunlar. Fernando Pessoa, Vincent Van Gogh, John Fante, Johann Sebastian Bach, Edward Hopper, King Crimson, Franz Kafka, KFKO...!

Aç Aslan gecede en çok beklenen şarkılardan biriydi. Muhtemelen konserden önce herkes "Aklım Burada Kalıyor" sözlerine eşlik etmek için kendini hazırlamıştır. Biz kapanış şarkısı olarak çalınabileceğini düşünmüştük ama öyle olmadı. Şarkıyı normal halinden farklı çaldılar. Bu biraz sürpriz oldu. İnsanlar genellikle alıştıklarının dışında bir şeyle karşılaştığında orta noktada karar veremezler. Hep kesinlik ve iki düşünce arasında tam zıtlık vardır. Bir taraf süper, mükemmel derken diğer taraf kötü, berbat diyerek kestirip atar. Aç Aslan'ın bu hali belki riskti ama bu risk inanın oradaki hiç kimsenin umurunda değildi. Olsaydı bile herkesin ortak reaksiyonu şu olurdu. "Aç Aslan olağanüstü olmuş!" 

Konserde neredeyse her şarkıda bol bol doğaçlama yaptılar. Doğaçlama yapabilmek sadece müzikal kabiliyetlerle olabilecek bir iş değildir. Özellikle böyle duygularla, başka boyutlarda müzik yapıyorsanız hislerinizi ve ruh halinizi o söz konusu müzikle bir araya getirerek, senkronize bir şekilde, ruhani bir zirvede buluşturmanız ve insanlar üzerinde sarhoş bulutlar gibi dolaştırmanız gerekir. Örneğin Barlas Tan Özemek şarkıdan kopsa ve durumu toparlamak için xyz gamından bir solo atsa, efekt pedallarıyla noise yaratarak doğaçlamaya yapsa bile kurtaramazdı. O anlarda tüm grup üyeleri yapması gereken tek şeyi yapıp, sadece o buluta erişmeyi amaçladılar; ve bunu her defasında kusursuz bir şekilde başardılar. Bunun en güzel örneğini Sien'i çalarken gösterdiler. Sien normalden herhalde 3-4 dakika daha uzun sürdü. Korhan Futacı elinde mikrofonu ile içindeki Vincent Van Gogh'a seslendi "Anlat bize sen anlat" dedi. Vincent Van Gogh'un ruhu bu çağrıya kayıtsız kalmadı ve Korhan Futacı'nın bedenine girdi. Bize "Sien" ile ilgili sürü şey anlatı. Tek kelimeyle şarkının zaten kendine has ahengi ile kendimizden geçmişken "absent göllerinde uçan balıklarla yüzen" insan kafasına eriştik. Zira diğer şarkılarda aynı etkiyi Barlas Tan Özemek (Abrakadabra), Gökhan Şahinkaya (Aç Aslan), Görkem Karabudak (Duvar) ve tabi Ediz Hafızoğlu'da (Ayin ve Merdiven) fazlasıyla hissettirdi.

Konser gerçekten benim adıma tarifsizdi. Daha önce Bir Baba Indie'de neden KFKO için özel bir yazı yazamıyoruz diye konuştuk. Albüm çıktı, konserlere gittik. Ne yazabiliriz diye aramızda fikir alış verişi yaptık. Adamlar çok iyi demekten başka bir şey gelmedi aklımıza. Çok iyi diye blog yazısı mı olur? Olmaz diyerek hep erteledik. Bu gün hazır iki cümleyi bir araya getirebilmişken bir kaç şey yazabildim; nihayet! Yine de yazı uzun diyenler olur diye özet geçeyim.

"Adamlar çok iyiden bile iyi!"

Ortadan kırık zamanda, kurumayan darağacında bana son isteğimi sorarlarsa bir kere daha KFKO dinlemeyi ya da grupla sahnede bir köşede, herhangi bir enstrüman çalarak bir nota ile eşlik etmeyi isterdim. 

Ediz Hafızoğlu'nun başta yazdığım sözleriyle fazla mütevazı olduğunu belirtip, konser ile ilgili tek eleştirimi bu şekilde yaparak yazıyı sonlandıralım. 

Öbür Dünyanın Krallarına...! 

İtiraf değerinde Not: Kapıdaki konser afişini ben çaldım. Affınıza sığınıyorum.

(...)

15 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni Klip: Korhan Futacı ve Kara Orkestra - AÇ ASLAN





Korhan Futacı ve Kara Orkestra'dan yeni bir klip geldi. İlk kliplerini Ben Sana Vurgunum'a çeken grup, ikinci klibini Aç Aslan'a çekti. 

Albümün ikinci parçası olan Aç Aslan, bana göre albümdeki en dikkat çekici parçalardan biridir. Birinci klip Ben Sana Vurgunum biraz stratejik bir seçimdi bana göre. Birinci klibin Pavurya olması gerektiğini düşünüyordum. Zira birinci klip ne olursa olsun, Aç Aslan normal şartlarda da ikinci klip olurdu. 

Korhan Futacı ve Kara Orkestra benim için Türkiye'nin en iyi grubudur. Hatta uzun zaman diliminde tek başına zirvede tutacağım tek gruptur. Bunun değişeceğini sanmıyorum. Bu klipte eleştirilecek şeyler var elbette. Bu klipte neden sadece Korhan Futacı var? Diğerleri nerede? Ediz Hafızoğlu? Barlas Tan Özemek? Özün Usta? Gökhan Şahinkaya? Görkem Karabudak? Bunu bilmiyorum. Sadece bir kaç tahmin yürütebilirim. Bağlı oldukları yapımcılar böyle istemiş olabilir. Klip sektöründe bir çok kriter göz önünde tutulur. Mesela bas gitaristler kliplerde çok fazla yer almazlar. 3 dakikalık bir şarkıda 30 saniye görürseniz sevinmelisiniz. Mesela Aç Aslan'da Gökhan Şahinkaya'nın performansı bence şarkıdaki en etkili performastır. Hatta genel albümde de Gökhan Şahinkaya'nın gizli kahraman olduğunu düşünüyorum.

Neyse uzatmayalım konuyu. Bu klipte sadece Korhan Futacı'nın olması sektör kriterleri gereği olabilir; zira şunu da unutmamak lazım. Gruptaki herkes birden fazla projeyle, birden fazla isimle çalışmalarına devam ediyor. Ediz Hafızoğlu'nu aynı gün içerisinde iki farklı grupla konsere çıktığına yakın zaman içerisinde tanık oldum. Hepsi çok yoğunlar. O uygun zaman olmadığı için klip böyle olmuş olabilir. Grubun bu olaylara genel bakış açısında da zaten inceden bir eleştirileri ve talepleri olduğunu da biliyoruz. Öyleyse ne yapacağız? Gökhan Şahinkaya'nın o müthiş performansı için konserlere bol bol gideceğiz.

Hazır konu açılmışken bir konser haberi ekleyelim. 20 Aralık - Perşembe günü Korhan Futacı ve Kara Orkestra Ghetto'da olacak. 

Konsere giden yol. 




22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Örgütü İfşa Ediyoruz!

Fotoğraf http://www.tramvayduragi.com 'dan alınmıştır.

Korhan Futacı, Feryin Kaya, Özün Usta, Berke Can Özcan, Görkem Karabudak, Ediz Hafızoğlu, Gökhan Şahinkaya, Barlas Tan Özemek, Burak Irmak, Tamburada, DANdadaDAN, Kujo, Korhan Futacı ve Kara Orkestra, Konstrukt, 123, Yasemin Mori, Naapjazz, Histeri Çalışmaları, Kolektif İstanbul, Kırkaltı, Çilekeş, Bubituzak, Korhan Argüden-Özün Usta-Umut Çağlar Trio, Dinar Bandosu ... 

Yukarıda saydığım isimler ve bu isimlerin birinin ya da bir kaçının içinde olduğu gruplar bildiğiniz bir örgütü oluşturuyor. Bilinmeyen (en azından benim bilmediğim) biri tarafından dünyanın en verimli toprağına ekilen bir bir ağaç gibi... Bu ağaçta yetişen birbirine benzeyen ama her birinin tadı birbirinden farklı olan yaz-kış meyve veren bir ağaç. 

Bu adamların bir araya gelmesi nasıl oldu hiç bilmiyorum. Eğer bir gün birine rastlarsam mutlaka sorup öğreneceğim. İçlerinde olduğu projeleri güzelleştiren, anlamlar katan ve yıllarca unutulması zor işler yapıyorlar. Kendileri ve birlikte çalıştıkları kim olursa olsun bir araya geldiklerinde birbirlerini o kadar iyi tamamlıyorlar ve besliyorlar ki, ortaya çıkan şey hep dinlediğinizin en iyisi oluyor. 

Mesela; Feryin Kaya. İlk Dinar Bandosu'nda duydum; sonra DANdadaDAN'da; sonra 123. Kendi müzik hayatıma bakınca ne kadar gereksiz şeylere kaygı duyduğuma inandım. Birden fazla grupla çalışınca kendi müzisyenliğim/duygularım körelir mi diye düşündüğüm çok oldu. Düşüncemde haklı olabilirdim belki; ama burada ayırt edilmesi gereken şey bu adamların mental açıdan kendilerini çok üst düzeye getirmeleri. Bu adamlar  hangi ortamda, hangi projede, hatta evrendeki başka bir gezegende, başka türlü canlılarla bir araya gelip müzik yapmaları gerekse bile, birbirlerini besleyip, yine harikalar yaratabilirler.

Sadece müzikal anlamda bir arada olmadıkları basit bir araştırmayla ortaya çıkabiliyor. Korhan Futacı Yasemin Mori'nin son albümünün hazırlanmasına etkin rol aldığını biliyoruz. Aynı şekilde Kırkaltı'nın Güz Bulutları klibinde eli var. Aynı şekilde Kırkaltı'da Görkem Karabudak'ın vokal olarak katkı sağladığı, geçen sene Ediz Hafızoğlu'nun editörlüğünü yaptığı Drum'n Bass dergisi ekinde albümün hediye olarak dağıtıldığını  ekleyelim. Peki Kırkaltı'nın gitaristi kim? Barlas Tan Özemek!  

KFKO'yu oluşturan adamlara bir bakalım. Korhan Futacı'nın hemen yanına, en baştan beri bir kaç projede yer aldığı Özün Usta'yı ekleyin. Sonra Çilekeş'ten (Histeri Çalışmaları) bildiğimiz Görkem Karabudak'ı klavye ve Gökhan Şahinkaya'yı bas gitara koyun. Kırkaltı'dan Barlas Tan Özemek'i gitarlara, Kolektif İstanbul'dan Ediz Hafızoğlu'nu Davul'a koyun. Alın size orkestra... 

DANdadaDAN dağıldığında hepimiz hayal kırıklığı yaşamıştık. Hala da etkileri vardır; ama sonra durup düşününce hayal kırıklıklarım hafifledi. Gruptan Korhan Futacı'yı çıkartınca geriye Feryin Kaya, Burak Irmak ve Berke Can Özcan kalıyor. Onların üzerine Dilara Sakpınar'ı koyunca ise ortaya 123 çıkıyor.

Şöyle yapalım bir de... DANdadaDAN'ın elemanlarını alalım. Üzerine Tansu Kamer ve Özlem Şimşek'i ekleyelim. Bakın şimdi de Tamburada oldu. 

Uzun zamandır bu yazıyı yazmak için kafamda düşüncelerimi toplamaya çalışıyordum. Bugün, bu sefer yazacağım diyerek bilgisayarın başına oturdum. Kafam çok karıştı. Kim nerede, kiminle çalmış, ne yapmış, ne çalmış soruları içinde kayboldum. 

Diyeceğim şudur ki; yukarıdaki adamların ismini bir projede görürseniz mutlaka açın dinleyin. Türkiye'de gerçekten iyi ve kaliteli müzik yapılıyor. Bazen sadece görüleni görüp aşağılamak, yerin dibine sokmak kolay olabiliyor. Görmek, görebilmekte ayrı bir çaba ve emek gerektirir. Ressam olabilmenin en önemli faktörü sadece güzel çizebilmek değildir. Çizmeden önce tüm detayları en iyi şekilde görebilmektir. Biz dinleyen kesimin de bir ressam edasıyla görme yeteneğimizi geliştirmemizde fayda var.

Benim orkestram:

Korhan Futacı - Saksafon
Ali Güçlü Şimşek - Elektrik Gitar
Feryin Kaya - Bas Gitar
Burak Irmak - Klavye
Ediz Hafızoğlu - Davul

Bir örgütü ifşa ettik.

Şimdi onlar düşünsün!

Artık onlar nereye biz oraya.

Haydi Bre!