Jazz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jazz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2013 Perşembe

Konser: Kerem Görsev Therapy Project & CRR Senfoni Orkestrası



Kerem Görsev Trio'yu daha önce 8 Kasım'daki Fulya Sanat Merkezindeki konserinde izlemiştik ve bayılmıştık. O konserde 2013 yılında senfoni orkestrasıyla CRR'deki konserin haberini vermişti. O gün o konser haberiyle heyecanlanıp, beklemeye başlamıştık. Zira konser beklerken turne çıktı. 

2 Mart Cumartesi akşamı, Kerem Görsev Therapy Project ve CRR Senfoni Orkestrası ile birlikte bizlerle buluşacak. Kerem Görsev'e bu konserde Ferit Odman (Davul), Kağan Yıldız (Kontrbas), Ernie Watts (Saksafon) ve Alan Broadbent'in orkestra şefliğinde CRR senfoni orkestrası eşlik ediyor. 

Turnenin diğer konserleri ve tarihleri ise şöyle;


  • 04 Mart - Pazartesi / İzmir Jazz Festivali AASSM Salonu
  • 07 Mart - Perşembe / Ankara Jazz Festivali MEB Sura Salonu
  • 10 Mart - Pazar / Kanyon AVM

Bileti için | Biletix


NTVRadyo - Benim N'lerim - Kerem Görsev / 29 Nisan 2012 Program Kayıtları






Kerem Görsev ile ilgili diğer yazılar:

Kerem Görsev Trio - 8 Kasım Fulya Sanat Merkezi Konseri
Samatya Zil ve Caz Festivali (2011)
21 Haziran "Dünya Müzik Günü"

* * *

9 Kasım 2012 Cuma

Kerem Görsev Trio - 8 Kasım Fulya Sanat Merkezi Konseri

Kerem Görsev Trio | Photo: http://www.tdreklam.com

Dün Kerem Görsev Trio konserini izlemek için kaku.revolution'da birlikte çaldığımız Eren Karacaoğlu ile birlikte Fulya Sanat Merkezine gittik. Konserden önce, konser sırasında ve konserden sonra müzik, müzisyenlik ve sanat konularında var olan düşüncelerimizi bir üst kademeye taşıyarak, bol bol beslendiğimizi çok rahatlıkla söyleyebilirim. Kerem Görsev Trio ile ilgili söylenecek çok şey var; zira caz müziği konusunda yeterli donanıma sahip olmadığım için bu yazı romantik bir yazı olacak. Sadece hissettiğim şeyleri barındıran, müziği anlatan bir saygı duruşu olacak.

Kerem Görsev Trio; Ferit Odman, Kağan Yıldız ve tabi Kerem Görsev'den oluşuyor. Dün konserden sonra "aynı frekansta olma" düşüncesi üzerine yaşamın kendi içindeki insan hallerinden müziğe doğru giden bir muhabbetimiz oldu. Dün o konsere uzaydan dünyevi işlerle hiç alakası olmayan bir canlı gelse aynı frekansta olan üç adamın farkında olurdu. Sahnedeki müzisyenlerin hem birbirleri, hem de dinleyici ile arasındaki iletişim, en az kusursuz çalınan bir şarkı kadar önemlidir. Müzisyenler, enstrümanlarından sadece ses üretimine katkı sağlarlarsa, o sesin dünya üzerinde hiçbir etkisi olmaz. O sese duygu katmak ve kattığı duyguyu hem diğer müzisyenlerle, hem de dinleyenlerle paylaşması gerekir. Bu paylaşım ise, sadece insanlarla kurulan sıcak ve samimi iletişimde gizlidir. Kerem Görsev Trio bunu o kadar dengeli ve güzel yaptı ki; tek kelimeyle muazzamdı. Şarkı esnasında birbirlerine samimi ve içten gülümsemeleri, pas atmaları, o sesleri, duyguları paylaşmaları tek kelimeyle saygıya değerdi. Her iki şarkıda bir Kerem Görsev'in eline mikrofonu alıp dinleyenlerle kısa muhabbetler yapması, Kağan Yıldız ve Ferit Odman'ı haklı olarak öve öve bitirememesi çok ayrı parantezler açılıp, saygı duyulacak bir şeydi. 

Indie ve rock müzik formundaki davulcuların keskin, yumuşak kenarları olmayan davulcularına alıştığımız için bir caz davulcusunu canlı izlemek bana çok şey kattı. Şarkının kendi iç yapısına göre davulu bu kadar güzel kullanan Ferit Odman gözümde çok üst kademe yerlere yerleşmiştir. Bundan sonraki hayatımda bu konularla ilgili bir muhabbetin içinde bulursam adını sık sık anacağım. Şarkı içinde o gerçek hissiyatı yaratmak için seri bir şekilde baget değiştirdi. Bazen bagetleri bırakıp eliyle ritm tuttu. Kasnak ve bagetleri bir arada kullanarak şarkıya eşlik ettiği kısımlar çok iyidi. Ayrıca, şarkılar hareketli giderken hızlı ama yumuşak geçişleri çok kıvamında yapması çok etkileyiciydi.

Kağan Yıldız ise gördüğüm, dinlediğim en iyi basçılardan biridir. O kadar iyidir ki; bir şarkıda hala nasıl çaldığını anlamadığım bir şekilde müthiş bir solo atıyordu; ve şarkı devam ederken Kerem Görsev bir anda piyanosunun başından kalktı ve önünde eğildi. Şarkı bittiğinde ise "Kağan benim bestemi benden daha iyi çaldı." diyerek onu tebrik etti. Kağan Yıldız'ın bu reaksiyon karşısındaki şaşkın ve mütevazi görüntüsü ise gözümün önünden hiç gitmiyor. 

Dün gece konserde en etkilendiğim eserler Respect ve V8'di. Kerem Görsev, Ferit Odman ve Kağan Yıldız gerçekten çok değerli müzisyenlerdir. Bu ülkede müzikle dinleyici ya da müzisyen olarak ilgilenen insanların bilmesi, tanıması gereken isimler olduğuna inanıyorum. Hep müzikle kalsınlar. 

Dün geceki güzel konser, imzalı cd'lerimiz ve yazıda detaylı anlatamadığım kadar derin düşünceler için teşekkürler... 

* * *

Kerem Görsev - NTV Çalışma Odam (Kerem Görsev'i daha yakından tanımak(sevmek) için... )


Sonraki Konser: Fatih Erkoç & Kerem Görsev Trio | Biletix




15 Mayıs 2012 Salı

Esperanza Spalding: Arturo Bandini ile Roma Yolu

Esperanza Spalding
Sırt çantama rastgele giyecek bir şeyler koymaya başladım. Bilgisayar hala açık ve "yeter artık! beni kapat." diye inliyordu. Bu inlemeleri duymam mümkün değildi. Çünkü; kalbimin çarpıntısının kaburga kemiklerimi kırmasına ramak kalmıştı. 

Şuurumu kaybetmiş bir vaziyette çantayı ağzına kadar doldurmuşken, kitaplığın yanında Arturo Bandini beni seyrediyordu. Ona dönüp "Niye bakıyorsun?" diye sordum. Arturo Bandini "Komik duruyorsun" diyerek karşılık verdi. Onun bu alaycı tavrına bozulmuştum. Altta kalmayıp "Sen kendine bak. Camillia karşısındaki hallerini unutmuş değilim." diyerek karşılık verdim. Arturo hala gülüyordu... 

En son pasaportumu, arabamın ruhsatını, çekmecedeki kredi kartlarımı ve nakit paraları aldım. Kapıya gelip, ayakkabılarımı bağlarken Arturo'ya seslendim. "Hey! Arturo... Hadi gel sende..." Arturo benden önce arabaya koşup, arabanın ön koltuğuna oturdu. Sokaktaki kadınlar ve çocuklar sanki büyük bir suç işlemişiz gibi meraklı gözlerle bize bakıyorlardı. Resmen kaçıyor gibiydik. Haksız sayılmazlardı ama biraz meraklı olmasalar iyi olurdu. 

Sınırı geçerek İtalya'ya doğru yola çıktık. Aslında Arturo'yu heyecanlandıran şey ile beni heyecanlandıran şey aynı değildi. Arturo'nun derdi memleketini görmekti; besbelli. Yüzü gülüyordu. Ben ise heyecanıma heyecan katmış vaziyette arabanın hızını arttırıyordum. Arnavutluk Limanından gemiyle Lecce'ye doğru geçerken Arturo bana gülümseyerek "Esperanza... Esperanza..." dedi. Onu uyardım. "Arturo... Git başka kadınlarla ilgilen ve beni seni çağrıdığıma pişman etme".. Arturo devam etti. "Esperanza için o kadar yol gidilir mi? Sanki senin yanına gelecek, yanağını okşayacak. Komik olma ahbap.." diyerek mırıldanıyordu. Sustum ve söyleyeceklerinin bitmesini bekledim. 

Lecce limanından İtalya'ya giriş yapmıştık. Önümüzde 7-8 saatlik bir yolculuk daha vardi. Bari kıyılarından içeri kıvrılarak, Roma'ya varacaktık. Arturo'nun ten rengi bile değişmiş, güneş gibi göz alıyordu. Bari kıyılarından geçerken Roma'ya neden gittiğimi sorguladım. Biraz geç kalmış bir sorgulamaydı. Tek amacım Esperanza Spalding'i görmek ve tanışmaktı. Ona neden bu kadar hayrandım bilmiyorum. Kontrbas'ın etkisinden olabilirdi. Umurumda değildi. Esperanza Spalding'e ulaşmak, sahnede görmek bile bu maceraya değerdi. 

Roma'ya vardığımızda Esperanza Spalding'in kaldığı oteli çaprazdan gören, butik bir otelden oda kiraladım. Arturo "Memlektim..." diyerek gezmeye gitti. Odaya çıkarken, kafamdaki tek şey odanın camının Esperanza'nın gölgesini gösterse yeter" düşüncesiydi. Odaya çıktığımda dev bir karanlık vardı. Çünkü; camdan baktığımda önümde bir apartman duruyordu. Arturo bu tip odalara alışıktır; ama ben pek değilim. Zaten Esperanza'yı görmek bile mümkün değildi. 

Konserin olduğu gece Arturo ile birlikte, konserin yapılacağı yere doğru ilerledik. Kapının girişinde taşkınlık yapan bir grup insan vardı. Arturo kolumdan tutarak kenara çekmeye çalıştı. Konserin başlamasına az bir süre kalmıştı. İçeri girmekten başka düşüncem yoktu. Arturo'ya dönüp "Dur iki dakika Arturo. İçeri girmemiz lazım." Arturo'dan güçlüyüm. Kendimi ondan kurtararak girişin önüne geldim. Fakat araya giren polisler Arturo ve beni alıp bir polis aracına soktu. Arturo onlara dert anlatmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. 17 kişiyle birlikte bir nezarete attılar. 

Yaşadığım hayal kırıklığını tamir etmem mümkün değildi. Belki de Arturo'yu dinlemeliydim. Zaten o da bana küfürler ederek, beni duvardan duvara vuruyordu. 17 kişilik grup bize gülüyordu. Neden ortalığı karıştırdıklarını anlamak dahi istemiyordum. O konsere gidemedim. Esperanza orada şu an kontrbas'ı ile dans ediyor ben ise Roma'nın bilmediğim bir yerinde nezaretteyim. Üstelik yanımda büyük yazar Arturo Bandini var. Ne kadar şanslıyım!.

Ertesi sabah polisler gerçeği anlayarak bizi bıraktılar. Otele gidip, hemen geri dönmeye karar verdim. Arturo uykusuz ev yorgundu. Otele doğru yaklaşırken bir kalabalık gördüm. Evet yanlış görmüyordum. Esperanza ekibiyle birlikte kaldığı otelden ayrılıyordu. Bu tek ve son şansımdı. Taksiciye durmasını söyledim. Taksi durunca arabadan indim. Arkamdan da Arturo... Esperanza'ya doğru koşmaya başladım. Her bir adımda Esperanza'yı daha çok hissediyordum. Güvenlik görevlileri hızımı keserek beni durdurdu. Onları yıkıp geçmek istedim. Bir tanesi karnıma sert bir yumruk indirdi. Ardından Arturo'ya da bir tane indirdiler. Yerde kıvranırken Esperanza güvenlik görevlilerini durdurdu. Yanımıza geldi. Yerde kıvranırken karnımdaki acı kalbimin çarpıntısıyla karışarak içimde büyük depremlere sebep oldular. Esperanza bana, ben Esperanza'ya bakıyordum. Esperanza gülümsedi, elini uzattı. Ayağa kalktım. İmza atmak için bir kalem istedi. Ona "İmza için Teşekkür ederim. Sadece seninle tanışmak ve konseri izlemek istedim; ama kapının önünde çıkan olaylar yüzünden polis Arturo ve beni -Arturo Bandini bu arada tanırsın...Büyük yazar...!- içeri aldı. İzleyemedim. Çok üzgünüm. Seni görmek için taa İstanbul'dan geldim" diyerek cümlemi tamamladım. Esperanza Arturo Bandini'ye dönüp, onu selamladı, hatta sarıldı. Arturo'ya dönüp, yüzünün ortasına çakmak istedim. Öyle kıskandım ki tarif edemem. Esperanza bana döndü. Bir davetiye verdi. Davetiyeyi açıp baktığımda havalar uçacaktım. Esperanza'ya bir kere sarılmak istediğimi söyledim. Beni kırmadı. Nezaretane'nin kiriyle sıkıca sarıldım ve onunla vedalaştım. 

Davetiyeyi ancak otel odasına gidince açmayı akıl edebildim. Davetiye bir konser içindi. Arturo portakalları midesine indirirken, ben onun otel mutfağından getirttiği süt şişesini ağzıma dikiyordum. "Ah be Esperanza, davetiye iyi, çok iyi ama şimdi kim bilir hangi ülkede, hangi şehirdedir? Ben nasıl gelirim be Esperanza"... derken süt nefes boruma kaçtı, öksürmeye başladım. Çünkü; davetiyede şöyle yazıyordu... 

****


ESPERANZA SPALDING RADIO MUSIC SOCIETY / LYAMBIKO

16 TEMMUZ 2012 - 21:00

HARBİYE CEMİL TOPUZLU AÇIKHAVA SAHNESİ, İSTANBUL-TÜRKİYE

****


 

*Anlatılan hikayedeki kişiler ve olaylar -Esperanza Spalding, Arturo Bandini ve İstanbul Konseri dışında- en başta anlatıcı olmak üzere hayal ve kurgudan ibarettir. İnanmazsan Biletix'e sor.

23 Haziran 2011 Perşembe

Samatya Zil ve Caz Festivali


Bilir misiniz bir zamanlar İkinci Bahar diye bir dizi vardı? Bilirsiniz elbette. Dizinin tüm sıcaklığı, hoşluğu ve tabi ki ŞENER ŞEN. Samatya Samatya olalı o zamandan bu zamana nasıl nefes alıp veriyor pek haberim yok; lakin birileri bu güzel semti daha da güzelliştirmeye karar vermiş olacak ki Samatya Meydanında Caz festivali düzenlemeye karar vermişler. Hatta benden duymuş olmayın ama yeni rotaları Kadıköy'müş. O da netleşince bir Kadıköylü olarak bildirmekten müthiş zevk duyarım. 


Kimler varmış etkinlikte bir bakalım. 


29/06 - 21:30, Kerem Görsev Trio
30/06 - 21:30, Arto Tunçboyacıyan Trio
01/07 - 21:30, Leman Sam



şeklinde bir program yapılmış. Ayrıca rezervasyon yaptıranlara ise Samatya Meyhane'leri özel menüler sunacakmış.


Kerem Görsev Trio
Arto Tunçboyacıyan Trio
Leman Sam


23 Ocak 2011 Pazar

A Troop of Echoes


Amerikalılar Post Rock'ı sevmiş olmalı. Bizim New England eyaletinin hemen aşağısında Rhode Island var hani... Bilmiyorum deme?.. Bende bilmiyordum yeni öğrendim. Orada bir yerde işte önemli değil.

Post Rock'ı başka şeylerle harmanlayınca daha güzel oluyor. Progresif-Post Rock buna en güzel örnektir. A Troop of Echoes ise Post Rock'a Jazz katmışlar. Yeni bir şey değil elbette. Jagga Jazzist var hatırladığımız. A Troop of Echoes'de bir önceki gönderideki Sky Architects gibi debut albümlerini piyasa sürdüler. İnternette haklarında çok fazla bilgi yok. Siteleri açılmıyor. 

A Troop of Echoes; Saksafonu Jazz'dan ötürü dominant enstrüman olarak kullanmışlar. Tüm şarkılarda ağırlığı hissediliyor. Twitter'larında şöyle yazıyor. "high-energy song-based experimental instrumental dance rock!!!"... Kasvetlere sürüklemeyecekler bizi. Albümdeki Golden Gears bu tanıma en çok uyan şarkı. 

"Days in Automotion" debut albümlerinde 9 adet şarkı var. Dinleyin, birazda post rock ile neşelenin!