Softa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Softa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2013 Perşembe

VIDEO | Softa - Bedbaht Ucube






Softa - ilk albümleri olan Hunili Ayin'inden Bedbaht Ucube'ye çekti. Klibi sıcağı sıcağına paylaşalım istedik. 

Çekimleri Peyote Nevizade ve Beykoz'da gerçekleştirilen video klip, aynı zamanda bu albümün ilk video klibi olma özelliğini taşıyor.

Bedbaht UcubeSofta'nın 2. video klibidir. Grup daha önce 2010 yılında, Roxy Müzik Günleri sonrasında UFO'ya klip çekmişti. 

UFO'yu da izleyeceğim diyenler buraya tıklıyor. 

İyi seyirler.

9 Eylül 2013 Pazartesi

Rock'n Coke 2013'e Dair Notlar: Festivalin Küçük Puntoları


Rock'n Coke 2013'e dair notlarımda ana sahne ile ilgili çok fazla bir şey yazmayacağım. O sahneyi nedense hiç sevemedim. Diğer sahnelerde olabildiğince grup dinlemeye çalıştım. Dinlediğim grupların performanslarına ve aklıma takılan detaylara ilişkin notları unutmadan paylaşayım. 

Cuma akşamını evde geçirdim. O yüzden o güne dair herhangi bir notum yok. Sadece Fakap'ın neden o gün sahne aldığını gerçekten anlamadım. Cumartesi ya da Pazar onlara ayrılabilecek zaman vardı. Bu grubun özel bir seçimi değilse Fakap'a haksızlık edildiği görüşündeyim. 

Cumartesi günü TEM'deki inanılmaz trafik yüzünden Büyük Ev Ablukada'nın son iki şarkısını otoparkta dinleyebildim. Onları dinlemeyi gerçekten çok istiyordum. İstanbul trafiğine karşı artık eskisinden daha fazla derin duygular besliyorum. İyi ki varsın trafik! 

Keşif Sahnesi: Festivaldeki en iyi sahne burasıydı. Seslerin birbirine girmeden, en temiz duyulabildiği sahneydi. Sahnenin konumumu yoksa ses teknisyeninin becerisimi bilmiyorum ama en keyif alarak müzik dinlediğim yer o sahneydi. Mükemmel ses düzeni sağlanmış bir sahnede Fender Precision basları dinleyince sahneye atlamak istedim. 

Diğer Sahnedeki Müzisyenlerin Ana Sahne Sıkıntısı: İzleyebildiğim tüm grupların hepsinin performansı esnasında ana sahne sıkıntısı vardı. Ana sahnenin gürültüsü diğer sahnelere inanılmaz bir şekilde geliyordu. Diğer sahnelerdeki müzisyenler şarkı aralarında doğrudan bu gürültüyü yediler. Hatta şarkı çalarken de kafalarına o gürültü takılmıştır. Sanırım bu yüzden izlediğim tüm gruplar ana sahneden yedikleri bu rahatsız edici gürültü yüzünden oraya gönderme yapmadan sahneden inmedi. 

Tabi gönderme derken öyle sert, eleştirel bir tutum değildi. Kimisi ana sahnedeki şarkıya eşlik etti, kimisi ise o sesin rahatsızlığını yüzüne yansıttı. Tepkiler çok farklıydı ya da aynıydı ama diğer sahnelerdeki müzisyenlerin hepsinde bir sıkıntı yarattı. 

Yora | Keşif Sahnesi

Yora: Daha önce Bir Baba Indie'de Yora ile ilgili tanıtımlar yapmıştık. Bir Baba Indie'de yazdıktan sonra neredeyse her gün bir kere Yora dinlediğimizi söylemem gerek. Onları sahnede görünce ve onlara eşlik edince gerçekten mutlu olduk.

Genel hatlarıyla şarkıları kusursuz ve güzel bir sound ile çaldılar ama sahne duruşu olarak biraz heyecandan olsa gerek şarkıların enerjisini %100 yansıtamadılar. Neyse ki geriye kalan tek şey Yora'yı ilk defa dinleyenlerin tekrar tekrar dinlemeye devam edeceği ve benim gibi Yora'yı dinleyenlerin ise yeni konseri iple çekeceği günlerin olduğudur.

Bir ufak notu da tuşlulardaki Ozan Tekin adına düşmek gerek. Oldukça iyi bir müzisyen ve sahne duruşu çok iyi. Yora'yı bir adım öne taşıdığına inanıyorum. Daha yakından takip etmenizi öneririm. 

Meriva | Şehir Sahnesi

Meriva: Festival öncesi aklımda mutlaka izlemeliyim dediğim gruplardan biriydi. Meriva'yla dinleyici-müzisyen karşılaşmamın dışında da aynı sahneyi paylaşmış ve 11 Eylül'de, Peyote'de tekrar Kare ile paylaşacak olmam sebebiyle biraz duygusal yaklaşıyor olabilirm. Yinede objektif yaklaşmaya çalışıp değerlendirmeye çalışacağım.

Meriva ve daha sonra bahsedeceğim bir kaç grubu Şehir Sahnesine hapsolmuş hissettim. Ana sahnede 5-10 dakika izlediğim gruplardan çok daha fazla büyük ve güzel bir sahnede olmayı hakediyorlar. Meriva'nın doğasından gelen bir güzelliği var. Bunu Roxy finallerine katıldıkları günde söylemiştim. Meriva'nın bir yerlere gelebilmesi için gerçekten bir yarışmaya ihtiyacı yok. Hiçbir şey yapmasalar dahi  bir yerlerde olabilecek bir grup. 

Kendi adıma bir grupta etkilendiğim şeyleri sıralarsam ilk başa trafik yapılarını koyarım. Rutin ve sabit trafik yapılarını hakikatten sevmiyorum. Meriva'da değişken trafik yapılı müzik yapıyor. Dozajını biraz daha arttırsalar sanki daha iyi olabilecek gibiler ama yeni şarkılar geldikçe sanırım işin o kısmına da girecekler diye düşünüyorum. 

Son olarak biraz daha fazla akılda kalıcı elektrik gitar melodileri olsa çok net söylüyorum her dinleyen konserden sonra o müziğin etkisini bir yarım saat aralıksız konuşabilir. Bahsettiğim metal müziğin saniyede bin nota basılan melodileri/soloları değil. Daha basit ama daha akılda kalıcı melodiler/sololar olsa çok enteresan ve güzel bir Meriva izleyebiliriz. 

Velhasıl günden güne gelişen ve güzelleşen Meriva'yı izlemeye devam etmek gerek. 

Feryin Kaya (Bas Gitarist)  | Portecho ve 123
Feryin Kaya: Festival başlamdan evvel dinleyeceğimiz grupları not almıştık. Bir de not almadığımız müzisyenler vardı. Onları özellikle izleyince gerçekten heyecanlanıyorum. Belki dinleyici olarak çok şey ifade etmeyebilir ama müzisyen olmaya çalışan biri ya da müzisyenler için özel hissettiren adamlar vardır. Onlardan biri de Feryin Kaya'dır. 

Yanlış hatırlamıyorsam 2007 yılındaki Rock'n Coke'daydı ilk karşılaşmamız. O zaman iki ya da üç grupta çalan adamdı. İnanılmaz etkilenmiştim; bu kadar ardarda çalabilecek kadar enerjiye sahip adamdan. Sonra peşini bırakmadım. Çaldığı her grubu takip etmeye başladım. Bas gitar gerçekten özel bir şekilde dikkate alınması gereken bir enstrüman. Onunla Selçuk Şahin gibi sıradan bir orta saha olup yedekten gelip bir iki maçta kritik hamleler yapabilirsiniz ve geri kalan tüm maçlarda yuhalanırsınız ya da Iniesta gibi mükemmel bir orta saha olup tüm takımı uçurabilirsiniz. Feryin Kaya benim için Iniesta'dır, Scholes'dur, Gerrard'dır.

Rock'n Coke'da önce Portecho'yla izledim. Sahnedeki en hareketli adamdı. Deniz Cuylan'da ona eşlik edince sahnede oradan oraya zıplayan adamlar gördük. Onların enerjisi doğrudan seyirciye yansıyınca ortaya çok güzel bir görüntü çıktı. 

Feryin Kaya candır! Daha çok konuşmak, dinlemek, saygı duymak herkese iyi gelir! 

Triggerfinger | Coca-Cola Zero Sahnesi
Triggerfinger: Daha önce hiç dinlemedim. Hatta isimlerini bile duymadım. Zero'da neler oluyor diye gidip bakınca gördüm. O an ki yüz ifademi biri çekseydi tam olarak şöyle bir şey çıkardı: boş boş, şaşkın bir şekilde sırıtan bir adam. 

Gerçekten mükemmel bir sahne enerjileri var. Şarkılarına da bayıldım. Dakikalarca alkışladım. Sahnede olmak sadece şarkılarınızı kusursuz çalmanız demek değildir. O şarkıların ruh halini de çok iyi yansıtabiliyor olmanız gerekiyor. Eğer sahnede kıpırdamadan durup dünyanın en iyi şarkısını çalsanız dahi yeteri kadar dinleyenlerin dikkatini çekmezsiniz ve dinleyen ilk fırsatta yanındakine dönüp bir şeyler söylemeye başlar. Triggerfinger performansını bir çok yerli grubun izlemesi gerekirdi. Kimseyi incitmemek ve rencide etmemek için isim paylaşmayacağım ama izlediğim gruplarda sahnede kıpırdamadan duran müzisyenler vardı. Çok güzel bir şey yaparken bundan sıkılıyorlar gibiydi. Demek istediğim olduğu yerde aşırılıklar sergilesin, gitarını parçalasın gibi bir şey değil. Biraz kıpırdamak, şarkının ritmine ayak uydurmak, beden diliyle o şarkıyı anlatmak... 

Triggerfinger hayatım boyunca unutmayacağım ve müzisyen olmaya çalışan yanım ile hep hatırlayacağım bir gruptur. Bir yerlerde rastlarsanız mutlaka dinleyin. 

123 | Party Arena 
123: Burak Irmak gruptan ayrılınca gerçekten üzülmüştüm. Burak Irmak sonrası değişimi merak ediyordum ve gerçekten ön yargılıydım. Yerinin dolmayacağını düşünüyordum; ta ki düne kadar! Burak Irmak'ı hâlâ özlüyorum ama bu haliyle 123'e haksızlık etmemek gerek. 

123'e iki yeni müzisyen katıldı. Elekrik gitarist olarak Mira ve Telebant'tan bildiğimiz Arda Erboz ve perküsyonist olarak Seçil Kura. Bu tarz değişimler gruplarda köklü değişimleri de peşinden getirir. Bu ciddi bir frekans değişimidir ve aslında risktir. Çünkü sizin uzun süredir devam eden ve sizi dinleyenlerin alıştığı bir haliniz vardır ve sonrasında bir frekans değişikliğine gittiğinizde ya daha çok beğenilirsiniz ya da hiç beğenilmez terkedilirsiniz. 123'ün Dilara Sakpınar katkılı yüksek bir özgüveni var. O yüzden bu riski gözü kapalı aldıklarını düşünüyorum; eğer Burak Irmak'ın ayrılığı bir mecburiyete dayanmıyorsa. Bu frekans değişikliğinin etkisini konserdekiler şuradan anlamışlardır.: Burak Irmak'lı Sun In The Arms Of Love'un yeni hali hakikatten iyi değildi. Eğer bu etkiyi diğer şarkılara da yansıtsalardı çok iyi şeyler düşünmeyebilirdik. Zira, Dilara Sakpınar da bunun farkında olacak ki, bu şarkının seyirciler tarafından çalınmasını istediğinde "bu halini beğenmeyebilirsiniz ama.." diyerek tedirginliğini dile getirdi.

Biraz Arda Erboz'dan bahsetmek gerek. Ülke sınırlarında dikkatimi çeken iyi gitaristler listesine ekledim kendisini. Bir tanışıklığı ya da birbirleri hakkında bilgileri var mı bilmiyorum ama Barlas Tan Özemek ile yan yana çaldıkları bir grup olarsa baya keyifle dinlerim gibi geliyor. Arda Erboz gruba çok şey katmış. Gitaristlik olarak bana yer yer uzakdoğulu post-rock gruplarının stilini anımsattı. Ayrıca, tarz olarakta oldukça grubu sertleştirmiş. Grubun yumuşak dokusunun üzerine sağlam bir kılıf geçirmiş. 123'e bir kaç basamak atlatmış. Hatta şunu iddia edebilirim. Arkada sürekli patlamaya hazır bekleyen Berke Can Özcan'ın hayallerini gerçekleştirmiş olabilir. Berke Can Özcan gerçekten bu ülkedeki en iyi bir kaç davulcudan biridir. Daha hafif şeyler çalarken de bunu iddia edebilirsiniz, daha sert şeyler çalarkende. Zira Berke Can Özcan'ın en güzel yanı bu ikisini çok iyi bir şekilde harmanlayabilmesidir. Sertlik ve yumuşaklık tanımlarım klasik davula allah ne verdiyse tuşeyle abanması değildir. Berke Can Özcan bu iki şeyi harmanlarken çok yaratıcı olabilen bir davulcu. Feryin Kaya'yla birlikte birbirlerini çok iyi besliyorlardı. Şimdi yanlarına gelen Arda Erboz'la geride mükemmel bir üçlü oluşturmuşlar. Tabi bu üçlüye de renk katan ve Özün Usta ile gözlerimizin her sahnede arar olduğu perküsyonlar ile 123 zenginleştiren Seçil KuranBurak Irmak sonrası için tedavi edici olmuş. 

123 bu haliyle çok olgunlaşmış. Çok keyifli hale gelmiş. Bu kadro 123 için ideal beşlidir. Çok güzel müzikler dinledim derken aklıma gelen ilk grup oldu festival boyunca. 

Tek bir eleştirim var. Dilara Sakpınar'ın şarkı aralarındaki konuşmlarında Rebel Moves'a takmasını anlayamadım. Espirimi yaptı yoksa başka bir problemi mi var bilmiyorum ama ana sahne göndermesini anlayamadım. Rebel Moves'u gerçekten sevdiğimi söyleyemem. Bence ana sahnede değil Party Arena'da olmaları gerekiyordu. 123'e de Party Arena değil Keşif Sahnesi çok yakışırdı. Bunlar herkesin farkında olduğu şeylerdi ama o güzel müziğin üzerine bu tarz kelimeler kullanmak biraz grubun güzelliğinin önüne geçti. Rebel Moves eleştirisinde "biz de Rock müzik yapmıyoruz ama ana sahneden gelen ne acaba?" şeklinde eleştirisindeki kastını da anlayamadım. Party Arena sahnesi 123'ün sahne saatine bakıldığında olması gerektiğinden fazla doluydu. Hatta adım atacak yer yoktu. Bir müzisyen olarak hele ki Kim Ki O gibi 3 kişiye çalan grupların var olduğu bir festivalde sahne alanını tıkabasa doldurmuşken bu tarz göndermeler olması gerçekten hoşuma gitmedi. Tabi dediğim gibi Dilara Sakpınar'ın organizatörler ve Rebel Moves ile arasında bir problem yoksa... Zira olsa bile bunu seyirciye yansıtmak ne kadar doğru onu da anlamış değilim.

Neyse belki de ben fazla detaylara takılıyorumdur. 123 iyidir. Çok iyidir!    

Softa | Şehir Sahnesi
Softa: Softa'nın bende yeri her zaman ayrıdır. Hakikatten UFO gelip onları uzaya götürse peşlerinden gider, uzayda onları dinlemeye devam ederim. Yaptıkları müzikleri vs. her şeyi geçtim insan olarak çok sevdiğim kişiler; ondan böyle daha yoğun duygularla takip ediyorum. 

Tıpkı Meriva gibi yerlerinin bu sahne olmadığını düşünüyorum. Ana Sahnede izlediğim bir sürü saçma sapan performans yerine Softa olsaydı eminim o alandaki herkes daha keyifli vakit geçirirdi. Her ne kadar bu iki grubunda Rock'n Coke için ilk sahne performansları dahi olsa, bunun geçerli bir bahane olduğu kanısında değilim. Onları Ana Sahne'ye çıkartmayan şey tamamen ticari zihniyettir. Yazıktır, ayıptır, haksızlıktır.

Sahne performansına gelince; ilk izlediğimde kabuğunu kırmış ama henüz dışarı çıkmamış ama bağıra bağıra geliyoruz diyen bir gruptu. Sonra izlediklerimde ise kabuktan çıkıp güneşi görünce gözlerini kısan ama yinede zıplamaya çalışan bir gruptu. Dün izlediğimde ise güneşe alışmış, büyümüş, olgunlaşmış, sahnede üst düzeyde hareket eden bir grup vardı. Tabi şarkı aralarını saymazsak. Triggerfinger'da bahsettiğim şarkının enerjisini yansıtma açısından yerli gruplar arasında belki de tek örnek verebileceğim grup olabilir Softa. Ece Özey'in şarkılar esnasında kendinden geçmesi bile şarkıları duymasanız dahi sizi hareket geçirip çalan şeye ortak ediyor. Bir bakıyorsunuz ayakkabılarını çıkartmış, bir bakıyorsunuz saçını topluyor 15 saniye sonra bozuyor, bir bakıyorsunuz yerde, bir bakıyorsunuz M. Cumhur Kadıoğlu ile çarpışıyor. Gerçekten tüm grup olarak yerinde duramıyorlar. Furkan Güleray'ın daha önceki performanslarından da hatırladığım bir şey var. O güneş gözlüğü gözüğü ile şarkıyı bitiremediğine defalarca tanık oldum. Sanırım Anıl Atik ile bakışmalarında "bu sefer o gözlük düşmeyecek" bakışı vardı; ama o gözlük yine düştü!

Softa sahnede bir takım aksaklıklar yaşadı. Theremine ya bozuldu ya da sistemlerle ilgili bir sıkıntı vardı. Umarım sistemsel bir şeydir. Bu yüzden Oyun'u çalıp çalmamak konusunda gidip geldiler. Thereminsiz o şarkı nasıl olur diye bilenlerin kafasında ister istemez soru işaretleri oluştu ama thereminsiz de gayet güzeldi. Süre olarakta bir karmaşa vardı. Bu onların hatası değildi. Her ne kadar organizasyonun sağlıklı ilerleyebilmesi için bu saat aralıkları büyük bir disiplinle ilerlese bile müzisyenlerin kısıtlanmasını hoş karşılamıyorum. Program 10-15 dakika sarkabilir. Prodigy'ye 00:45'de çıkacak diye programa yazıp 01:30'da sahneye çıkartıyorsanız bu toleransa Yasemin Mori'nin, Softa'nın da sahip olması gerekiyor. Haksızlık yapıldığı kanısındayım. 

Softa için yapabileceğim tek eleştisi ise yine sahne içinde yaşanan sorunların (süre, ekipman) sahne içinden dışarı yansımaması gerektiğidir. Orada olan orada kalmalı. Bunu özellikle belirtiyorum bu benim görüşüm değildir. Hakan Orman'ın görüşüdür. Onlarında Hakan Orman'ı önemsediklerini bildiğimden paylaşmak istedim. Mesajı almışlardır. 

Yasemin Mori ve Kara Orkestra | Coca-Cola Zero Sahnesi
Yasemin Mori ve Kara Orkestra: Dinleyeceğimiz grupları not ederken Yasemin Mori'yi ekledik ve ardından "acaba basları Gökhan Şahinkaya mı çalacak?" dedik. Sonra da "davulları da Ediz Hafızoğlu mu?" diye birbirimize sorular sorduk. Size güzel bir şey söyleyeyim. Tüm Kara Orkestra oradaydı. 

Yasemin Mori'ye elbet geleceğim ama ben 35 milyonunca kez Kara Orkestra'yı yazmak istiyorum. Oi Va Voi'nin son birkaç şarkısını dinlemek için sahnenin sağ tarafında sandalyelerimizi açıp oturduk. Festival gerçekten yorucuydu. Açılır-kapanır sandalyeler ise hem bu yorgunluğu atmak hem de sakince bir şeyler dinlemek için velinimetti. Oi Va Voi, sahneden indikten sonra kalabalık dağıldı. Sandalyelerimizi iyice sahneye doğru yaklaştırdık. Koskoca boş alanda sahneye doğru dönüp sahne kurulumunu izlemeye başladım. Birazdan Gökhan Şahinkaya ve belki de Ediz Hafızoğlu gelecekti. Sahneye önce Ediz Hafzoğlu geldi. Davulunun başına geçti. Biraz kilo almış. O an garip bir sevinçle "baba" diyerek boynuna sarılasım geldi. Sonra Gökhan Şahinkaya geldi. Saç-sakal birbirine girmiş, o da kilo almış. Sanırım bir de bas gitarını değiştirmiş. Göz alıcı şekilde parlayan yepyeni bir Precision bas gitarı var. Sonra da Görkem Karabudak yerini aldı. Ardından da Korhan Futacı geldi ve bence gecenin en etkili müzisyeni olan Can Ömer Uygan geldi. Kara Orkestra'ya ek olarak gelen bu isim bambaşka bir şey kattı geceye. Trompetiyle arkada Yasemin Mori'yi uçurdu diyebilirim.

Sahne kurulumu esnasında bu adamları bir arada görünce şunu hissettim. Çok ufak yaştan beri Fenerbahçe maçlarına giderim. Ne zaman Fenerbahçe sahaya çıkacak olsa içimi garip bir heyecan kaplar. Hâlâ aynı hisleri yaşarım. Dün Kara Orkestra'da sahneye çıkınca aynı şeyi hissettim. Bir futbol takıma duyduğum fanatizm duygularına benzer şeyler hissediyorum sanırım.

Yasemin Mori'ye gelince ise dünyadaki en şanslı kadın olduğuna inanıyorum. Arkasındaki orkestra ile bestelediği güzel şarkıları, yazdığı şarkı sözleri, Yasemin Mori'nin kendi iç dünyasının dışa vurumu mükemmel bir şekilde gerçekleşiyor. Konserin tamamında üst düzey performans sergiledi. Şarkılara hakimiyeti, o şarkılarda anlattığı şeyleri mükemmel bir şekilde bizlere aktardı. Yasemin Mori sahnede opera sanatçısı ya da tiyatrocu gibi adeta. Şarkıları söylemiyor adeta o şarkıların hikayelerini oynuyor. Yasemin Mori arkasındaki orkestradan çok iyi besleniyor. O orkestradan beslendiği sürece ileride efsane diyebileceğimiz biri olacak.

Tek eleştirim N'olur? bir daha o kadar uzatma be Mori!

Son olarak sahne kurulumunda saksafonu ile yer alan Korhan Futacı neden konser boyunca çalmadı? Her şarkıda şimdi arkadan gelecek diye bekledim.

kuşlar göçtü geçti
aylar geldi geçti
kuşlar yuva kurdu
sen gelmez oldun Korhan!

diye şarkı bile söyledim şimdi yazarken!


* * *



Yazıya son vermeden bir kaç şey daha yazayım.

Shantel & Bucovina Club Orkestar'ın performansı harikaydı. Jamiroquai ile aynı anda sahnedeydiler ama öyle bir performans sergilediler ki, Jamiroquai'yi ısrarla izlemeye devam edenleri baya iç geçirtmişlerdir. Hatta Jamiroquai eğer Keşif Sahnesi'nden gelen sesleri duyduysa baya bi canı sıkılmıştır diye düşünüyorum.

Hemen hemen tüm konserlerde Gezi Olaylarına göndermeler vardı. Tüm festival katılımcılarında da her fırsatta "her yer Taksim, her yer Direniş!" sloganı atma arzusu vardı. Belki yanılıyor da olabilirim ama bu sloganlar bir yerden sonra oldukça popülist bir yaklaşım olarak hissettirdi. Özellikle Duman sahnedeyken ısrarla her şarkı arasında bu sloganların atılması DumanBandista'laştırmaya çalışmaktı. Kaan Tangöze'de bunun farkındaydı muhtemelen ve bu sloganları tek cümleyle geçiştrmeye çalıştı. Neyse çok derinlere inmeyelim başka türlü analiz edilmesi gereken bir konu bu ama genel hatlarıyla dinleyicilerdeki bu tavır bir yerden sonra sırıtmaya başladı.

Yazıya detaylı ekleyemediğim ama performanslarından ciddi anlamda keyif aldığım isimlerde oldu. Bunlardan biri Can Bonomo'ydu. Festival öncesine kadar çok sevdiğim tarzda müzik yapan biri değildi ama performansı gerçekten çok güzeldi. Tekrar olsa tekrar izlerim. Hatta bundan sonraki süreçte ayrıca vakit ayırıp dinlemeyi bile istiyorum. Ah keşke şu Eurovision meselesine bu adamı katmasalardı.

Diğer güzel performansta Kırıka'ya aitti. İlk defa izledim onları. Daha böyle Replikas vari imajında adamlar bekliyordum ama baya baya amcam, babam, dayım sahnede gibiydi. Çok sıcak ve samimiydiler ama bir dahakine sandalyemin yanına bir duble Rakı koyup öyle izleyeceğim.


Replikas, yine Replikas'tı.

Manga'nın o kocaman sahneyi neden Bağcılar'daki bir nargile kafeye çevirip sadece akustik gitar & vokal ile şarkı söylediğini anlamadım. O kocaman sahnedeki en güzel şey orayı ses ile görüntü ile doldurup güzel bir performans sergilemektir. DJ'siz daha iyi olduğunu söylebilirim. Neyse haddimi ve ilgi alanımı aşmadan noktalayayım.

Kim Ki O'nun sahne saatinin Duman'a denk gelmesinden mi bilmiyorum ama çaldıkları alanın bomboş olmasına gerçekten üzüldüm. Organizatörlerin bu tür durumları gözeterek, daha doğrusu müzisyenleri sirkteki hayvan gibi kullanmaktan vazgeçip, onların duygularını gözeterek program yapması gerekirdi. Bu sadece Kim Ki O'nun başına gelen bir şey değildi. Mesela Softa sahneye çıktıktan yarım saat sonra Replikas sahneye çıktı. Dolayısıyla yarım saat sonra herkes yavaş yavaş yan sahneye kaymaya başladı.  Dinleyiciyi popüler olanı tercih etmeye zorlayan bu programlar gerçekten hoş değil. Daha az tanınmış gruplara sahne vermek güzel ama sahne verirken de onların dinlenmemesi için çakışan programlar yapmak nedendir onu anlamadım. Festival boyunca aslında olmasa da olur diyebileceğimiz grupları çıkartıp program daha esnek düzenlenebilirdi. İnsanların yemek yeme, ihtiyaç giderme, dinlenme ihtiyaçlarına bile zaman yoktu. Sonuçta oraya yığınla para verip gelen insanların her grubu dinlemeye hakkı var. Jamiroquai dinleyen insanın Shantel & Bucovino Club Orkstar ile eğlenme hakkını, parasını ödediği halde elinden alınması hoş bir hareket değil. Milyon tane grup koyalım, afiş dolu gözüksün zihniyeti yanlıştır. 1 milyon grup getirdik imajı için böyle bir şeye gerek yok. Müzisyenlere ayıp.

Burak Gürpınar'ın çalması gereken yer Ana Sahne'dir. Tek başına çıksın çalsın gerekirse. Tüm ülkenin birlik olup onun performansını doya doya izleyeceğimiz bir grup kurulmasına öncülük etmesi gerek.

Rock'n Coke ve diğer festivallarde olabildiğince ana sahneden uzak durarak alternatif sahnelerde olanları dinlemeye, anlamaya ve paylaşmaya çalışıyorum. Bu festivali de böyle geçirdim. Baya mutlu ve keyifli bir şekilde alandan ayrıldım.

Festivalin en güzel mekanı ise Otopark'tı. Arabayla gelenlerin çoğunluğu yorulunca kendisini arabasının yanına attı. Açılır-kapanır sandalyelerini arabanın yanına kurup orada dışarıdan getirdikleri yiyecek içeceklerini tüketti. İçeride 3 tane biraya verilen parayla dışarıdan daha fazla bira + abur cubur alabiliyorsunuz ve daha rahat bir yerde ve daha az gürültüyle daha iyi vakit geçirebiliyorsunuz.

Ana Sahne ve diğer büyük! grupların performanslarına ilişkin bilgileri internette her yerde bulabilirsiniz.  Ben diğer sahnelerde olup bitenlere yetişebildiğim kadar dinlemeye ve aktarmaya çalıştım.

İyi şeyler sadece gözle görülen şeylerde değil; onların arkasında, sağında, solunda saklıdır.

Keşfedin!

16 Mayıs 2013 Perşembe

Cover Meselesi

bir zamanlar Hoassaa vardı!
Türk müzisyenlerin bir kısmının gördüğü, bir kısmının görmediği, bir kısmınını ise görmemekte ısrar ettiği bir sorun üzerine rastgele bir şeyler yazmak istiyorum. Cover çalmak; yani bir şarkıyı yeniden yorumlamak. Bizim gruplarımızdaki anlamı ise aynısı çalmak, kopya etmek.

Anlık dinlenilen şarkı: Drama - Yakın

Az çok İstanbul'daki mekanlarda konser vermişliğim var. O yüzden işletmeciler ve mekanlar hakkında bir kaç şey söyleyebilirim. İşletmeciler canlı müzik çalınan bir mekana ciddi anlamda para harcıyorlar. Doğal olarak bunun karşılığını da almak istiyorlar. Dolayısıyla müşteri odaklı bir vizyon ile hareket ediyorlar. Müşteri ne isterse onu veriyorlar. Bizim konumuz dahilindeki müşteri, dinleyici olarak sıfat değiştiriyor. Para odaklı işletmecilere, eğleneceksem kafamdan aşağı köpük döksünler dinleyicileri eşlik edince işler bir anda boyut değiştiriyor. İşletmeci gelecek paranın kokusunu aldıktan sonra gözünü müzisyenlere çeviriyor. Müşterinin istediği/bildiği şeyi çalacak müzisyen arayışına giriyor. Sonra onları bulup sahneye çıkartıyor; tabi ki hafta içi. Tekrar müşteriye dönüyor işletmeci. Bakıyor ki müşteriler memnun ve kasa dolu hemen müzisyenlerimizi hafta sonuna terfi ettiriyor. Müzisyenlerimiz haftasonu sahne almanın keyfiyle çalmaya devam ediyor...

Bu süreç böyle devam ediyor. Süresini araştırıp hesaplamaya gerek var mı bilmiyorum. İsteyen varsa buyursun araştırsın. Mekan sahipleri ilk başta mecburiyetten girdikleri yolda para kazanmaya devam ettikçe bu düzenin bir parçası olarak kaldılar. Kendilerini kanıtlamak, kendi müziğini üreten insanlara destek vermek, dinleyici görünümlü eğlence/şehvet/seks/alkol düşkünü kesime direnmek gibi eylemlere girmiyorlar. Onların önceliği daima ceplerine giren para oldu. Mekan sahiplerine hayrat yaptırın, müzik okulları açın demiyoruz ama bir kez olsun kendi müziğini yapan insanlara destek olun. Para almadan sahneye çıkıp, kendi şarkılarını çalmak isteyen müzisyen sayısı oldukça fazladır.

Anlık dinlenilen şarkı: Fakap - 5516


İşletmecilerin kusurlu hareketlerinden belki de daha büyük sorun müzisyenlerdedir. Hatta en büyük ayıp onlardadır. Çünkü cover çalan kişiler (müzisyen yazmaya elim varmıyor) o ya da bu sebepten sistemin bir parçası olup hayatlarından memnun bir şekilde devam ediyorlar. Anlayamadığım ve gerildiğim nokta burası. Biraz önce Bağımsız Değişken'de Motto röportajını okudum. Grup üyelerinden Ozan Hatipoğlu diyor ki; 

Yaklaşık bir senedir konserlerde kendi şarkılarımızı çalıyoruz fakat birkaç ay önceye kadar genel olarak cover ağırlıklı bir repertarımız vardı. Ankara seyircisi de bizi hep cover çarkılarla tanıdı zaten o yüzden bu imajı değiştirmek biraz korkutucu oldu bizim için ama yersiz bir korkuymuş onu anladık. İnsanların sizin şarkınıza reaksiyon gösterdiğini, dans ettiğini, bağırarak söyledilerini görmek bambaşka bir şey. Elimizde olsa hiç cover çalmayız fakat sahnede doldurdumamız gereken bir saat var ve şu an için o kadar şansımız yok malesef... (Devamını buradan okuyabilirsiniz.)

Motto grubunu yargılamak, eleştirmek değil amacım. En son onlarla ilgili bir şey okuduğum için paylaşmak istedim. Ozan Hatipoğlu aslında tüm durumu özetleyen bir cevap veriyor. Neden cover ile yola çıktıklarını merak ettim. Sonra ise ne oldu da beste grubu olarak ve isim değiştirerek geri döndüler. İki mental düşünce arasında böyle bir geçiş yapmaları muazzam doğru bir karar. Bu geçiş aşamasında risk alıp, seyirci tepkisinden çekinmelerine rağmen direnerek (çok doğru yaparak) bestelerini insanlarla paylaşmışlar. Eğer Motto grubundan biri olsaydım gerçekten geçip giden zaman üzülürdüm. Zira buradaki en kritik cevap ise şudur; "Elimizde olsa hiç cover çalmayız fakat sahnede doldurdumamız gereken bir saat var ve şu an için o kadar şansımız yok malesef..." 

Mekanların para kazanmak uğruna, dinleyicilerle birlikte kör bir sistem haline getirdikleri düzenin baskısında kalan bir gruptur sadece Motto. Sahnedeki boş alanları başkalarına ait şarkılar ile doldurmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Motto eğer o boşluğu hiçbir şey ifade etmeyen seslerle doldurmaya çalışsa yine o boşluğu doldurabilir ama mekan ve seyirci kaygılarından dolayı muhtemelen bunu tercih etmiyorlar. Umarım bu kararlarından bir an önce vazgeçerler. 

Burada mekan sahipleri ve dinleyicilere düşen en büyük görev müzisyenleri rahatlatmaktır. Kaygılarını yok etmektir. Mekan sahiplerinin ve dinleyicilerin tepkileri, alkışları ve kurduğu cümlelere göre şekillenen bir grup insandan bahsediyoruz. Tek kaygıları müzik yapmak olan insanların duygularıyla, hayalleriyle bu kadar oynamayın. Eğer bir grup kendi şarkılarıyla tanınmak istiyorsa ona müdahele etmek büyük bir zulümdür. Yapmayın etmeyin. Sahnedeki saati doldurmak nedir? Neyi şekillendirip sınırlandırıyorsunuz? Müzik, hatta sanat sınırları çizilebilecek bir şey değildir. Yemek mi yapıyoruz? Sanatın bir tutam, 3 çay bardağı gibi ölçü kalıpları yoktur. Sanatçının içinden, duygularıyla yükselip dışarı çıkan ve insanlarla paylaştığı kadar ölçüsü vardır. Bir insanın içinden gelerek sunduğu bir şeyi kimsenin yargılamaya hakkı yoktur. O ortaya çıkan şeyin bir bedeli de yoktur. İşletmecinin kâr amacı, müzisyenin hayalinden, duygularından daha büyük değildir. Hele ki sırf eğlenmek için peçeteye yazılmış kağıtta şarkı ismi yazıp gönderen karaktersiz dinleyicinin keyfinden hiç büyük değildir.

Anlık dinlenilen şarkı: Motto - Keşke


Neyse konudan uzaklaşmadan tekrar konuyu müzisyenlere getireceğim. Müzisyenlerin burada tamamen suçsuz olduğu iddia etmek başka bir körlüktür. Sahnede olmak, orada bir şeyler yapmak insanın egosunu müthiş bir şekilde egosunu şişirir. 50-60 kişiyle birlikte sahneye doğru bakmak mı yoksa 4-5 kişiyle 50-60 kişiye doğru bakmak mı? Bu işin büyülü kısmına kapılmayan yoktur. Sahne tozu meselesi de bununla alakalıdır. Evet gerçekten müzik yapmak mükemmel bir şey. Eğer ki insanlar sizin yaptığınız müziği seviyorsa, sizi destekliyorsa daha yüce bir his yoktur. İşte sırf bu his için ne olursa olsun diyerek kendini sahneye atmak isteyen insanlarda bu durumu buraya getirmiştir. Kendi içinden çıkan duygularla değil başka insanlara ait duyguları kullanarak orada olmakta bir acayiplik hissetmezler. Tek istediği o sahnede olmaktır. Sahneden indikten sonra insanlardan ağız dolusu övgü duymaktır. Erkekse bir kadının hayran bakışlarını görmek, kadınsa ağzından salyalar akıtan erkeklere yukarıdan bakmak için bile bunu yapabilir. Gerçekten böyle insanlar var. Emin olun bu insanlar işletmeciler ve dinleyicilerden daha büyük zarardır. Bütün müzisyenler birleşse "bizden buraya kadar, cover çalmıyoruz" dese işletmeciler ve dinleyiciler ne yapacak? Çıkıp kendileri mi çalacak? 

Müzisyenlerin bir kısmı ise tamamen kendine ve kendi ürettiği bestelere özgüvensizliği yüzünden cover çalıyor.  Yıllardır bununla ilgili bir sürü örnekle karşılaştım. "İki beste arasına cover koyalım. Bizim besteyi böylece dinletebiliriz" diyen de oldu, "Metallica çalıp tecrübe etmeden beste yapmak imkansız" diyen de... Hayretler içinde konuştum bu insanlarla. Eminim benimle aynı şeyleri düşünen bir çok insanda bu insanlardan en az biriyle, hayretler içinde konuşmuştur. 

Anlık dinlenilen şarkı: Yok Öyle Kararlı Şeyler - Evde Ekmek Yok

Bugün ciddi anlamda kendi yaptığı besteleri çalabileceği bir mekan bulmakta zorlanan insanların sayısı oldukça fazla. Buna izin verilen mekanlarında seçiciliği ya da popülarite yanlı olmaları inanılmaz can sıkıcı. Sırf bu yüzden albüm kaydına giren bir sürü grup biliyorum. Müzik artık bir endüstri. Bu endüstri içinde kendine yer bulmakta zorlanan bir çok insan var. Bu kadar hassas bir şeyler uğraşan insanların sakinliğinin, sabrının tükenmesi bir yerden sonra kaçınılmaz olacaktır. Zira Radiohead'in In Rainbows çıkışı, Çilekeş'in Histeri Çalışmaları dönüşümü, Bandcamp gerçeği, Müzik Hayvanı gibi bir çok örnek vardır. Bu patlama iyi şeylere, iyi gelişmelere işaret ediyor. Burada müzisyenlere düşen en büyük görev gerçek bir direniş göstermeleridir. Müzisyenler ısrarla kendi şarkılarını çalmadırlar. Dinleyiciler salyalarını akıtarak dinledikleri yerli ya da yabancı grupların şarkıları kadar iyi şarkılar dinlemek istiyorlarsa amatör gruplara sonuna kadar destek vermelidirler. İşletmeler ise ticari kaygılarını bir yana bırakmalıdırlar. Eğer dertleri paraysa inşaat sektörünun bu ara baya bir getirisi var. Ülkede yıkılmaya, değeri yitirilmeye müsait çok EMEK, çok AKM, çok HAYDARPAŞA, çok SULUKULE vb. yer var. Hazır devlette teşvik ediyorken oraya yönelsinler. (Bir Baba Indie Yatırım Danışmanlığı için tıklayın)

Anlık dinlenilen şarkı: Softa - Ler Lar


Oradan oraya atlayarak bir şeyler yazdım. Yazdıklarımda hakaret içerikli şeyler, doğrular ve yanlışlar vardır muhakkak. Tartışılsın, konuşulsun istiyorum. Müzisyenler, işletmeciler, dinleyiciler bu konuyu masaya yatırsın istiyorum. Buyurun gelin yorum kısmına bir cümle bir şey yazın. Gerçekten müzik yapmak isteyen insanların buna ihtiyacı var.

- Kendi bestelerini çalabilecekleri mekanlara,
- Sadece kendi bestelerini üretmeye,
- Başkalarına ait duygulardan uzak yaşamaya,
- Az ya da çok demeden değer görmeye

...

Bağımsız yorum(lar): 

Anlık dinlenilen şarkı: Halimden Konan Anlar - Bizim Zamanımız



Benzer konular:



6 Nisan 2013 Cumartesi

YENİ ALBÜM | SOFTA - HUNİLİ AYİN




Softa nihayet albümüne kavuşuyor. Son dönemde albümlerin varlığına inancına zayıflayıp, canlı müziğin kendisine dönmeye başladım diyebilirim ama Softa'nın konserlerine gidemediğimiz günlerde "yahu bari kayıtları dinleyebilsek" diye hayıflandığım çok oldu. Albüm işte bu yüzden önemli; ama bir o kadar da önemsiz.

Softa ile ilk Myspace üzerinden tanışıp, Roxy finallerinde yüz yüze görüştüğümüzde hemen bir albüm ve hızlı bir yükseliş beklentisi oluşmuştu. Bunda yarışma sonucu ve ödülü etkili oldu diyebilirim. Bu beklenti sadece bende değil o gün orada olan herkeste vardı. Zira o güne dair çok net hatırladığım şeylerden biri Furkan'ın kapı önünde elinde birasıyla heyecandan titremesi ve ekipmanlarındaki yetersizliği vurgulamasaydı. Diğer gruplar kusursuza yakın soundları ve binlerce TL'lik Fender'leri ile büyülü bir atmosfer oluşturuyordu. Bu yüzden söz konusu yarışmada kusursuzluğun birincilik getireceğini düşündükleri için kaygı ile sahneye çıkmışlardı. Softa'yı o binlerce TL'lik Fender'lerin, kusursuz soundların, teknik ve teoirisine çok hakim müzisyenlerin arasından bugüne getiren şey o gün Furkan'la, Ece'nin söylediği şeylerde gizlidir.

"Nerede, ne ile çaldığımız önemli değil. Çıkıp eğleneceğiz. En güzeli bu!" 

Softa; kusursuzluğa özlem duyan tüm insanlara verilmiş iyi bir cevaptır. Kusurluluğun içinden doğup, kusurlarıyla yüzleşerek büyüyen, kendilerini her yönden geliştiren, "biz birinci olduk; öyleyse tamamız!" cümlesini hiç kurmayan Softa'nın, Roxy finalleri sonrasında hemen albüm, hızlı bir yükseliş bekleyenleri ters köşeye yatırması, onların müzikal gelecekleri açısından attıklar en önemli ve büyük adımdır.

Bazı gruplar vardır. Kafa olarak ait oldukları yer çok ileridedir. Oraya varoldukları zaman dilimini hızla geçerek varmışlardır; fakat fiziken ve gerçek zaman bazında oraya varmaları için bazı aşamalardan geçmeleri gerekmektedir. Softa, bunu en iyi yapan gruplardan biridir. Etrafındaki kendileri adına gelişen bütün "iyi" gelişmelerin büyüsüne kapılmadan, egolarını alt edip o gelişimi durdurmadılar. Ait olduğu zamanın gerektirdiği şekilde kademe atladılar. Bir anda 10 basamak yükselmeleri için her türlü olanak varken basamakları tek tek çıkmayı tercih ettiler. Muhtemelen onlarda bunu bilinçli yapmadılar ama bilinçaltlarında yatan o zamanın ilerisindeki mentaliteleri onları bugüne getirdi; ve şimdi yeni bir adım daha atacaklar. Albüm lansmanında sonra fırsat bulursanız 5 dakika konuşun. "İyi geçti; ama..." diye başlayan bir cümle kuracaklardır.

Ben Softa'nın başarısının altında sadece yaptıkları iyi müziğin etkisi olduğunu düşünmüyorum. İyi müzik, iyi bir düşünceyle bir araya gelirse anlamlı olur görüşündeyim. Hatta şu an odamın duvarında asılı duran, her sabah bakıp kendi yaptığım müziğin anlamını pekiştiren o sözlerden alıntı yaparak bu görüşü destekleyeyim. 
  
"İletişimin samimî ve dürüst tınılarıyla donanmış her müzik kendi varlığını, insnaların yaşanmış ve olgun ruhlarında anlamlandırır. Nitelik, müziğin ruhudur" (HAKAN ORMAN)


Softa, Peyote Müzik etiketiyle içinde bulunduğumuz Nisan ayında HUNİLİ AYİN ismiyle albümünü çıkartıyor. Konserlerine geçerli ya da geçersiz, türlü sebeplerden gidemeyen bizlerin evine girmeye hazırlanıyor. 

24 NİSAN akşamı Peyote'de "Hunili Ayin" albüm lansman gecesinde Softa'yı izleyeceğiz. Sonra da albümünü alıp eve götüreceğiz.

Softa'yı evinizin baş köşesine koyun, unutmayın. İyi müziğe, güzel düşüncelere ve çok çok çok mükemmel karakterdeki bu insanlara sahip çıkın.

Sevin, destekleyin.


* * *



Softa ile ilgili basında çıkmış bazı yazılar:


daha fazlası için:


16 Temmuz 2012 Pazartesi

Efes Yok One Love Yalan

Softa | www.myspace.com/thesofta
Gönül isterdi ki buraya festivalin ne kadar eğlenceli geçtiğinden, grupların güzel performanslarından falan bahsedelim. Tüm festival boyunca sadece gerilip gerilip kendini sakinleştiren insanlar vardı. Dişlerini sıkan insanların bu hafta bol bol diş kliniklerini dolduracağını iddia edebilirim. 

Cumartesi gününe kadar bir takım problemlerden dolayı biletimi almamıştım. Sevdiğim ve şiddetle dinlemek istediğim gruplar Cumartesi günü çıkıyorlardı. Tek günlük bilet alıp, güzel bir Cumartesi günü geçirmek istiyordum. Saat 16:00 civarında Taksim Halep Pasajı'nın önüne geldiğimde bir takım söylentiler dolaşmaya başladı. "Kapı girişinde olaylar varmış. Dikkat et!" Teknolojiden yararlanıp, telefondan sosyal medya ve son dakika haberlerine bakınca sadece söylentiden ibaret olduğunu anlamam geç olmadı; ama beklenti hep bu olayların olma ihtimali üzerindeyken gerilmemek mümkün değildi. Biletin parasını ödediğimde ise One Love'ın açıklaması geldi. "Alkol Satışı YASAK!"

Gerginliğimiz had safhaya ulaşmıştı. AKM'nin önündeki servis alanına yürürken resmen nefretle doldurmuştuk kendimizi. Ruh halimiz çoktan festival düşüncesinden uzaklaşmış, tamamen olası bir şiddete karşı hazırlık çalışmalarında gibiydik. Servis alanına gittiğimizdeki insanların ruh hali bizimkinden farklı değildi. Bir sürü insan  Replikas'ı, Kaiser Chiefs'i, Damien Rice'ı falan konuşmuyordu. Tüm konuşulanların özetinde "YASAK" mevzusu vardı.

Eyüp sınırlarına girdiğimizde "İçki Bütün Kötülüklerin Anasıdır" pankartıyla karşılaştık. Santralİstanbul'un çevresinde elleri taşlı, sopalı bir grup insan bekliyordum. Zira onların yerine kapının önünde 7,5 TL'den bira satan seyyar satıcılar ve bira içen bir sürü insan vardı. Üzerimizdeki savaşa gidiyoruz psikolojisi bu görüntüyle biraz dağılmıştı. 

Replikas ve Softa'yı kaçırmak istemiyorduk. Ezan saati sebebiyle konser programı değişmişti. Bir an önce içeri girme telaşıyla uzun kuyruğun sonunda yerimizi aldık. Etraftaki bez afişlerin üzerindeki "Efes" yazılarının üzeri kapatılmıştı. Alkol yasağı getirildiğine dair yapılan açıklamanın üzerinden çok uzun bir zaman geçmemesine rağmen organizasyon yetkilileri çok kısa sürede alkol yasağının nedenini açıklayan yazıları print edip her yere yapıştırmışlardı. Belli ki açıklamadan saatler önce alınmış bir karardı. Öyleyse bu son dakika  açıklamasını çok manidar bulduğumuzu söyleyebilirim.

Sırada beklerken One Love ile ilgili röportaj yapan muhabir ve kameraman sıradakilerin düşüncelerini alıyordu. Önümüzde sırada bekleyen kıza festival ile ilgili düşüncelerini sordu. (Diyaloğu yazsam daha iyi olacak.) 

Muhabir: Bu seneki One Love ile ilgili neler düşünüyorsun? Eğlenceli olacak mı?
Kız: Evet! Geçen senelerde de gelmiştim. Gerçekten çok eğlenmiştim. 
M: Harika. Bu seneki gruplar için neler söylemek istersin. 
K: Gruplar çok iyi. Fakat bu YASAK biraz moralleri bozdu.
(Röportajı kestiler)
M: Yaağğ! Ama böyle söylersen yayınlayamam ki! 
K: Hmm tamam o zaman.
M: Peki baştan alıyoruz.
K: Ok.
M: Bu seneki One Love ile ilgili neler düşünüyo... bla bla bla...

Tam olarak bu komik röportajın devamı yapmacık cümleler ile sona erdi. Üzerine söyleyecek çok fazla bir şey yok sanırım. 

İçeri girerken çantalarımızı aramak istediler. Haklıydılar. Çantamızın içinde yanıcı, kesici aletler, uyuşturucu maddeler vs. her şey olabilirdi. Zira çantayı açıp bakan güvenlik görevlileri "Alkol var mı?" diyerek açıp baktı. Demek ki çantamdaki diğer zararlı maddelerin olması çok önemli değildi. Alkolün bu diğer unsurlardan daha zararlı olduğunu anladığım anlar tam olarak o anlardı. 

Korhan Futacı ve Kara Orkestra | Soundcheck
Kapıdan girince doğrudan ana sahneye Replikas'ı izlemeye gittik. Sahne bomboştu. En öne kadar gidip iki şarkı dinledik. Sonra Softa'yı izlemek için Filtresiz Sahne'ye doğru yöneldik. Oraya gitme amacı biraz daha farklıydı. Softa'nın vokali Ece Twitter'dan program değişikliği ile ilgili sitemini dile getirdi. Bu alkol yasağı muhabbetinin döndüğü günden bu yana açıkçası en çok üzüldüğüm şeylerden biri müzisyenlerin ruh halleriydi. Onların içten içe bu duruma çok içerlediğini tahmin etmek çok zor değildi. Bu yüzden Replikas'a oranla daha duygusal yaklaşacaklarını tahmin ettiğim Softa'nın yakınında olmayı daha çok istedim. Sahne önü kapıların geç açılması nedeniyle neredeyse boştu. Normal programa göre Ece Replikas'la da sahneye çıkacaktı. Ezan okunmadan önce son şarkılarını söylemeleri istendi. Zaten moralleri alt üst olan grup daha çok gerildi. Ece "Sanki son şarkı değil son konsermiş gibi hissediyorum." diyerek tepkisini dile getirdi. Softa Oyun'u çalarak sahneden indi. O müthiş enerjileri ve çılgınlar gibi insanları eğlendiren Softa bambaşka haldeydi. Onlar indiğinde ana sahneden Replikas "Ateşte yanan şeytanı defet. Defet ki değmesin ellerimize" diyerek DAYAN diyordu. Replikas sahneden inerken ezan okunmaya başlamıştı. Hayatımda ilk defa ezana tepki gösteren bir toplulukla karşılaştım. Bir önceki yazıda belirtmek istediğim şey tam olarak buydu. Kendi dünyanıza uygun olmayan bir düşünceyi eleştirirken bu şekilde zorla direterek, karşıt düşünceye kendi düşüncenizin haklılığını ispatlamanız mümkün değildir. Aksine daha çok tepki çeker, nefret doğurursunuz.

Bu ülkenin hatta tüm dünyanın çirkin yüzü siyasiler o gün amacına ulaştılar. Tıpkı geçmiş yıllarda olduğu gibi... Bu ülke üzerinde yaşan bir çok çeşit görüşe sahip insanları tek tipleştirme çabaları ya da bu çok çeşit insanları çatıştırarak siyasi çıkar elde etme amaçlarına başarıyla ulaştılar. Daha misyonlarını tamamlamadılar. Bu onlar için daha başlangıçtı. Yasakların devamı, ardı arkası kesilmeyecek. Mesela o gün orada bira içmek değildi. Bira içsemde içmesemde ben o gün Replikas'ı, Korhan Futacı ve Kara Orkestra'yı dinlesem yine mutlu olurdum. O gün orada olan şeylerin özeti cekmekaset.com'un  "One Love Sıfır Promil" yazısında gizlidir.  

Mesele, çok değil, bir gazete, bir belediye başkanı ve galeyan konusunda "başarıları" tescilli halkımın mıknatıs gibi çekilmeleriyle başlayan orta çapta bir tepkinin 11 yıllık bir geleneği sadece 4 gün içinde bitirmesi. Mesele, bu gözdağının verilmesi, bu güç gösterisinin yapılması. O kadar güçlüler ve o kadar güçsüzüz ki, "Biz izin verdiğimiz kadar buradasınız" diyebiliyorlar. 

O gün ile ilgili unutmayacağım son kareler Korhan Futacı'nın sahneden indirilirken! "Elimizden hiçbir şey gelmiyor" hareketiydi. Aynı hareket Furkan'da (Softa), Gökçe'de (Replikas) ve diğer tüm müzisyenlerde de vardı. İzlediğim tüm gruplardaki bu moral bozukluğunu kalben, derinden hissettiğimi samimi şekilde itiraf etmek isterim. 

Ediz Hafızoğlu | edizhafizoglu.com

Çok ayrı bir parantezi Ediz Hafızoğlu için açmak istiyorum. Son dönemlerde yakından takip edip, etkilendiğim ender müzisyenlerden biridir. Çok iyi bir davulcu olmasının yanı sıra, insanlara ve müzisyenlere yaklaşımı, sahne duruşu ve içinde olduğu projeler (Drum'n Bass, Kollektif İstanbul, Serbest Müzisyenler ve Yapımcılar Derneği, Kara Orkestra) ile örnek bir sanatçı karakterine sahip. Müzik adına, sanat adına ne varsa yapma azmine hayran olduğumu söylemek istiyorum.

Kolektif İstanbul | Fotoğraf: Eren Karacaoğlu
Ayrıca Kolektif İstanbul'a o gergin ortamı yumuşatıp bizi fena halde eğlendirdiği için çok teşekkür etmemiz gerekir. Richard Laniepce'nin sempatik tavırlarına mest olduk. Bu hayatın her köşesinde mutlaka olmaları gereken insanlar.

Festival dışında yazdığım yazılar için affınıza sığınıyorum. Bu ülkedeki ve diğer tüm ülkelerdeki sanatçılara  ve tüm halklara Victor Jara cesareti diliyorum. 

(...)