Resmi olarak yayımlanmasına 1 hafta kalmış olan albümün tamamını hemen aşağıdan dinlemeye başlıyoruz!
25 Ekim 2013 Cuma
DİNLE | Arcade Fire'ın yeni albümü Reflektor!
Resmi olarak yayımlanmasına 1 hafta kalmış olan albümün tamamını hemen aşağıdan dinlemeye başlıyoruz!
VİDEO | Arctic Monkeys - "One For The Road"
2013'ün en çok konuşulan gruplarından biri olan Arctic Monkeys son albümleri AM'den ikinci video klip çalışmasını paylaştı.
"Siyah beyaz, köyüm" konseptli klip ise albümün 3. parçası "One For The Road"a gelmiş bulunuyor.
21 Ekim 2013 Pazartesi
YENİ | Arcade Fire'dan Tadımlık: "Afterlife"
Arcade Fire yeni çıkaracağı stüdyo albümü Reflektor'den, Afterlife adlı şarkının 50 saniyelik tadımlığını paylaştı.
İşte o tadımlık şarkı.
Bu blog post'u Pub 111 dersi öğrencileriyle birlikte girilmiştir.
![]() |
| Arcade Fire'dan yeni albüm öncesi tadımlık. |
İşte o tadımlık şarkı.
Bu blog post'u Pub 111 dersi öğrencileriyle birlikte girilmiştir.
3 yıl Sonra U2'dan Yeni Şarkı: "Ordinary Love"
9 yıl aradan sonra hayata dönen A Perfect Circle'dan sonra, şimdi de U2'da 3 yıl aradan sonra aramıza yeni bir şarkıyla döndü. Ordinary Love adı verilen şarkı, Nelson Mandela'nın hayatını konu alan Mandela: Long Walk to Freedom adlı film için ortaya çıkarılan bir şarkı olmuş ancak U2'nun önümüzdeki albümünde bu şarkının yer alacağını gruptakiler bildirmişler. Ee, tam da U2'dan beklenecek bir hareket olurdu bu
Ordinary Love'u halen tam olarak dinleyemiyoruz ancak filmin trailer'ı ile tadımlık halini dinlemek isteyenleri aşağıya alalım.
Ordinary Love'u halen tam olarak dinleyemiyoruz ancak filmin trailer'ı ile tadımlık halini dinlemek isteyenleri aşağıya alalım.
Belçika'da Neler Oluyor?
Bu aralar Belçika'dan hayal dahi edemeyeceğim gruplar çıkıyor. Hani hepsi mi iyi olur? Oluyor işte. Bir grup buluyorum farz-ı, sonrasında bu grubun orjini neredenmiş diye bakıyorum, pat diye Belçika çıkıyor karşıma. Hangi birini yazacağımı şaşırdım. Biz blogger'ların da bir sabır noktası var!
Bu kadar güzel grup Belçika'dan çıkınca, bu güzelim grupları kategorileştirerek anlatmak da farz haline geldi. Şimdi bu güzel grupların bence en benzer yanlarından biri, başka bir deyişle kesişim kümelerinden biri melodik halleri. Tüm gruplarda öncelik melodiye verilmiş. Şöyle anlatayım, hani Anadolu rock deyince aklımıza üç aşağı beş yukarı benzer bir melodik hal geliyor ya, bu gruplarda da benzer bir hal var. Kendilerine has bir melodik yanları var. Aeon Spoke, Thirteen Senses sevenler, fav'a atsınlar.
Kesişim kümesinin bir diğer elemanı ise solist performansları üzerinden ortaya çıkıyor. Solistlerin performansları da kesinlikle naiflik üzerinden şekillenen bir yapıda. Bağırmadan çağırmadan da insanları etkileyebilecekleri inanan bir grup güzel insan. Bence çok da iyi yapıyorlar.
Kesişim kümesini anlattıktan sonra grupların farklılaştığı tek ve önemli noktaya yoğunlaşalım; bu da grupların folk ve alternatif rock tarzlarında müzik icra etmeleri. Sadece alternatif rock üzerine konuşacak olursam, yukarıda bahsettiğim gibi Aeon Spoke ve Thirteen Senses kıvamındaki bir alternatif rock halinden bahsediyorum. Dahası değil.
Gruplara teker teker bakacak olursak; (Belki bu grupları ilerde yazarız, belki bu grupları önceden de yazmışızdır)
The Me in You: Son zamanlarda hayatımı alt üst eden bir grup. İnanılmaz bir hüzün ama kırmadan dökmeden. Naif bir solist, güzel klavye alt yapıları ve uzun yolculukların melodileri. Bu gruba kesinlikle ilerleyen zamanlarda kritik olarak yer verilecek.
Marble Sounds: Blog'un gediklileri Marble Sounds'u çok yakından bileceklerdir. The Me in You naifliğinde ancak biraz daha post rock sularına da yakın bir müzik. Naif solist yine iş başında.
Amatorski: Diğer gruplara kıyasla metronom biraz daha alıp başına gitse de, Amatorski de melodik yanıyla benzerlerinden ayrılan. Her melodisiyle bizleri can evimizden vuran bir grup. Yine klavyeler, delay'lere banmış gitarlar, güzel yaylılar...
Puggy: Yine Belçika'nın verimli topraklarından hayatımıza giren bir grup. Güzel melodiler yine ön planda ancak Puggy diğerlerine nazaran bayağı kendine münhasır, biraz daha pop bir grup. Ancak kesişim kümesindeki melodileri güzel bir harmanla dünyamıza soktuğunu açıkça belirtmem gerekmekte.
Balthazar: Folk tarafında da güzel şeyler oluyor dedik. Geçen aylarda The Bony King of Nowhere adlı bir diğer Belçikalı folk temsilcisini sofralarınıza sunmuştuk. Balthazar , TBKN kalibresindeki bir diğer grup. Yine benzer tınılar, benzer hareketler ve benzer samimiyet. Yine naif vokaller ve yine güzel melodiler.
The Bony King of Nowhere: Bu abiyi anlatmaya gerek yok sanırım. Sizi direk şu post'a ışınlatıyoruz. Kritik.
Dediğimiz kadar varmış değil mi? Kesinlikle var. Yeni yetme Belçikalı indie gruplar gümbür gümbür gelmekte ve biz buradayız demekte. Bizlere yolları açık olsun demekten başka bir şey düşmüyor sanırım.
Bu kadar güzel grup Belçika'dan çıkınca, bu güzelim grupları kategorileştirerek anlatmak da farz haline geldi. Şimdi bu güzel grupların bence en benzer yanlarından biri, başka bir deyişle kesişim kümelerinden biri melodik halleri. Tüm gruplarda öncelik melodiye verilmiş. Şöyle anlatayım, hani Anadolu rock deyince aklımıza üç aşağı beş yukarı benzer bir melodik hal geliyor ya, bu gruplarda da benzer bir hal var. Kendilerine has bir melodik yanları var. Aeon Spoke, Thirteen Senses sevenler, fav'a atsınlar.
Kesişim kümesinin bir diğer elemanı ise solist performansları üzerinden ortaya çıkıyor. Solistlerin performansları da kesinlikle naiflik üzerinden şekillenen bir yapıda. Bağırmadan çağırmadan da insanları etkileyebilecekleri inanan bir grup güzel insan. Bence çok da iyi yapıyorlar.
Kesişim kümesini anlattıktan sonra grupların farklılaştığı tek ve önemli noktaya yoğunlaşalım; bu da grupların folk ve alternatif rock tarzlarında müzik icra etmeleri. Sadece alternatif rock üzerine konuşacak olursam, yukarıda bahsettiğim gibi Aeon Spoke ve Thirteen Senses kıvamındaki bir alternatif rock halinden bahsediyorum. Dahası değil.
Gruplara teker teker bakacak olursak; (Belki bu grupları ilerde yazarız, belki bu grupları önceden de yazmışızdır)
The Me in You: Son zamanlarda hayatımı alt üst eden bir grup. İnanılmaz bir hüzün ama kırmadan dökmeden. Naif bir solist, güzel klavye alt yapıları ve uzun yolculukların melodileri. Bu gruba kesinlikle ilerleyen zamanlarda kritik olarak yer verilecek.
Marble Sounds: Blog'un gediklileri Marble Sounds'u çok yakından bileceklerdir. The Me in You naifliğinde ancak biraz daha post rock sularına da yakın bir müzik. Naif solist yine iş başında.
Amatorski: Diğer gruplara kıyasla metronom biraz daha alıp başına gitse de, Amatorski de melodik yanıyla benzerlerinden ayrılan. Her melodisiyle bizleri can evimizden vuran bir grup. Yine klavyeler, delay'lere banmış gitarlar, güzel yaylılar...
Puggy: Yine Belçika'nın verimli topraklarından hayatımıza giren bir grup. Güzel melodiler yine ön planda ancak Puggy diğerlerine nazaran bayağı kendine münhasır, biraz daha pop bir grup. Ancak kesişim kümesindeki melodileri güzel bir harmanla dünyamıza soktuğunu açıkça belirtmem gerekmekte.
Balthazar: Folk tarafında da güzel şeyler oluyor dedik. Geçen aylarda The Bony King of Nowhere adlı bir diğer Belçikalı folk temsilcisini sofralarınıza sunmuştuk. Balthazar , TBKN kalibresindeki bir diğer grup. Yine benzer tınılar, benzer hareketler ve benzer samimiyet. Yine naif vokaller ve yine güzel melodiler.
The Bony King of Nowhere: Bu abiyi anlatmaya gerek yok sanırım. Sizi direk şu post'a ışınlatıyoruz. Kritik.
Dediğimiz kadar varmış değil mi? Kesinlikle var. Yeni yetme Belçikalı indie gruplar gümbür gümbür gelmekte ve biz buradayız demekte. Bizlere yolları açık olsun demekten başka bir şey düşmüyor sanırım.
20 Ekim 2013 Pazar
Pearl Jam - "Lightning Bolt"
![]() |
| Bir TEN değil ama.... |
Albümde dikkat çeken parçalardan bir çırpıda bahsedecek olursak;
Getaway, gayet güzel bir açılış parçası. Albümün içerisine resmen fırlatıyor insanı.
Mind Your Manners, Getaway sonrasına yakışan, albümün "sert" kısmını tanımlayan bir parça. Yalnız 15. saniyeyle birlikte giren melodi bana inanılmaz Motörhead'den Ace of Spades'i anımsatıyor. Hatta sadece anımsatmıyor, yıllar sonra açıp açıp dinletiyor da. :) (Cover yapan bar gruplarına duyurulur!)
Mind Your Manners, Getaway sonrasına yakışan, albümün "sert" kısmını tanımlayan bir parça. Yalnız 15. saniyeyle birlikte giren melodi bana inanılmaz Motörhead'den Ace of Spades'i anımsatıyor. Hatta sadece anımsatmıyor, yıllar sonra açıp açıp dinletiyor da. :) (Cover yapan bar gruplarına duyurulur!)
Sirens, Eddie Vedder abimize çok yakışan, hisli parçalardan biri olarak PJ tarihimizdeki yerini "albümün en kral şarkısı" şeklinde iyice sağlamlaştırdı. 10!
Pendulum, Pearl Jam tarzının biraz dışında, hafif hafif psychedelic'e de göz kırpan değişik bir parça olmuş. Dinlenesi.
Swallowed Whole, Country ve Alternatif Rock arası gidip gidip gelen, albümün yine kendine has şarkılarından...
Let The Records Play ise blues ezgili, dikkat çekici bir PJ şarkısı daha.
Yellow Moon ise albümün en vurucu parçalarından biri. Sakin sakin ilerleyen gitar tınıları üzerine itinayla serpilmiş Eddie Vedder vokalleri ve elektro gitar soloları... Nefis.
Kişisel olarak ilk üçüm;
1- Sirens
2- Getaway
3- Yellow Moon
Baktığımızda bir Jeremy, bir Black yok belki albümde, bir Ten değil tabii ancak genel anlamda gayet güzel bir albüm çıkarmış Pearl Jam diyebiliriz.
7.8 / 10 ;)
18 Ekim 2013 Cuma
VIDEO | Atoms For Peace - "Before Your Very Eyes"
Albümün bizce en iyilerinden olan "Before Your Very Eyes" adlı parçaya gelen video klibi hemen aşağıdan rahatça tüketebilirsiniz.
15 Ekim 2013 Salı
9 Yıl Aradan Sonra A Perfect Circle'dan Yeni Şarkı: "By And Down"
Dile kolay 9 yıl oldu. 9 yıl boyunca The Noose ve diğerlerini loop'a almaktan başka bir şey yapamaz olduk. 9 yıl sonra eski bir sevgilinin tekrar hayatınıza girmesi gibi sanki A Perfect Circle'dan yeni melodiler duymak.
Ve evet, işte o gün, o önemli gün bugün. Karşınızda tam da A Perfect Circle'dan beklediğimiz, The Noose ve Orestes sularında gezinen o şarkı. A Perfect Circle bıraktığı yerden devam ediyor ve karşınızda "By and Down"....
Ve evet, işte o gün, o önemli gün bugün. Karşınızda tam da A Perfect Circle'dan beklediğimiz, The Noose ve Orestes sularında gezinen o şarkı. A Perfect Circle bıraktığı yerden devam ediyor ve karşınızda "By and Down"....
13 Ekim 2013 Pazar
Felicity Groom - Tüm Şarkıların Güzel Olduğu Albümler
İlk albümden çıtayı böylesine yükseltiyorsunuz ya, işte o zaman beni benden alıyorsunuz. Her ne kadar sonraki albümler genelde debut'un tadına ulaşmasa da ilk albümdeki enerji, yılların birikimi ve amatör tat gerçekten kayda değer edinimler olarak biz müzik severlere kar olarak kalıyor.
İlk albümden ortada çıta mıta koymayan bir diğer grup ise "Felicity Groom". Avustralya'nın bağrından kopan bu güzide grup, gerçekten ilk albümden bizlere inanılmaz olgunlukta, inanılmaz müzikaliteye sahip bir albüm sunuyor. Her ayrıntının ince ince düşünüldüğü, gerektiğinde deneylerden kaçınılmayan, solistin yürek burkucu vokali ile bizleri üzmekten çekinmediği tam da kışın ben geliyorum dediği zamanlarda hayatımıza giren aşmış güzellikte bir grup Felicity Groom. Aslında grup ilk dinlendiğinde, aynı topraklardan hayatımıza giren Howling Bells'i epeyce andırıyormuş gibi gelse de son tahlilde Felicity Groom, bence Howling Bells'e kıyasla biraz daha damar bir ekipten oluşmakta, başka bir deyişle "siz nasıl diyorsunuz?" melodik bir tat vermekte. Aslına bakarsanız Howling Bells'in son albümü ve Felicity Groom'un debut albümü kafa kafaya yarışan iki güzide albüm olarak değerlendirilebilir. Howling Bells; "Baby Blue", "Don't run" ya da "The Loudest Engine" ile bizleri can evinden vurmaya çalışırken, Felicity Groom neredeyse albümdeki tüm şarkılarla bunu hayata geçirmekte. Bu açıdan bakıldığında Felicity Groom "Gossamer" ile daha karakteristik bir albüm ortaya çıkarmış desek pek de garip kaçmaz.
Albümün ve grubun detaylarına yoğunlaşacak olursak; daha önce de belirttiğim gibi solist için ayrı bir parantez açmam gerekir. Gerçekten oldukça karakteristik bir sese sahip olsa da abla- ki kendisinin sahne adı da Felicity Groom olarak geçmekte, asıl isminin ne olduğu tam olarak bilinmemekte. Cat Power gibi düşünebilirsiniz.- biraz Juanita Stein'i andırmakta ancak sesinin "Gossamer" e çok iyi yakıştığını belirtmem gerekir. Kederli, hüzünbaz bir kadın vokal arıyorsanız, muhtemelen Felicity Groom sizlere bir vokal olarak çok geniş bir gül bahçesi vaad edecektir.
Debut olmasına rağmen çok olgun bir albümle karşı karşıya kaldığımızdan dem vurmuştum. Bunu da biraz açmak isterim izninizle. Grup müzikal olgunluğunu kullanmış oldukları geniş enstrüman yelpazesiyle sağlamakta. Grup, kullanmış olduğu farklı enstrümanları, resmen şarkıların ayrılmaz yapısal bir unsuru haline getirebilmiş. Özellikle bu durum grubun genel müzik yapısı olan; 'alternatif rock'a kayan indie' yaklaşımını zengişleştiren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Grubun ilk albümde bu yeteneğe erişmesi ise paha biçilemez. Şimdi teker teker saymak istemem ama neredeyde her şarkıda bu tavır ve tutum var. Özellikle albümdeki favorilerim arasında yer alan "Under Oath" ya da "Building a House" ya da " You come along" gibi şarkılar, bu multi enstrümantalist yapının güzide örneklerinden sadece birkaçı olsa gerek.
Gerek vokalin inanılmaz sesi, gerek bestelerin melodik yanı, gerekse düzenlemelerde kullanılan enstrümanların şarkılara oldukça naif ve bir o kadar da yerinde katkısı, bu debut albümü benzerlerinden ayırıyor. Felicity Groom debut albümleriyle biz müzik severlerin ocağına incir ağacı dikerek, bütün kışı bizle geçirmeye ne dersiniz diye soruyor. Bize de bu çağrıya"evet" demek düşüyor.
Albümün ve grubun detaylarına yoğunlaşacak olursak; daha önce de belirttiğim gibi solist için ayrı bir parantez açmam gerekir. Gerçekten oldukça karakteristik bir sese sahip olsa da abla- ki kendisinin sahne adı da Felicity Groom olarak geçmekte, asıl isminin ne olduğu tam olarak bilinmemekte. Cat Power gibi düşünebilirsiniz.- biraz Juanita Stein'i andırmakta ancak sesinin "Gossamer" e çok iyi yakıştığını belirtmem gerekir. Kederli, hüzünbaz bir kadın vokal arıyorsanız, muhtemelen Felicity Groom sizlere bir vokal olarak çok geniş bir gül bahçesi vaad edecektir.
Debut olmasına rağmen çok olgun bir albümle karşı karşıya kaldığımızdan dem vurmuştum. Bunu da biraz açmak isterim izninizle. Grup müzikal olgunluğunu kullanmış oldukları geniş enstrüman yelpazesiyle sağlamakta. Grup, kullanmış olduğu farklı enstrümanları, resmen şarkıların ayrılmaz yapısal bir unsuru haline getirebilmiş. Özellikle bu durum grubun genel müzik yapısı olan; 'alternatif rock'a kayan indie' yaklaşımını zengişleştiren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Grubun ilk albümde bu yeteneğe erişmesi ise paha biçilemez. Şimdi teker teker saymak istemem ama neredeyde her şarkıda bu tavır ve tutum var. Özellikle albümdeki favorilerim arasında yer alan "Under Oath" ya da "Building a House" ya da " You come along" gibi şarkılar, bu multi enstrümantalist yapının güzide örneklerinden sadece birkaçı olsa gerek.
Gerek vokalin inanılmaz sesi, gerek bestelerin melodik yanı, gerekse düzenlemelerde kullanılan enstrümanların şarkılara oldukça naif ve bir o kadar da yerinde katkısı, bu debut albümü benzerlerinden ayırıyor. Felicity Groom debut albümleriyle biz müzik severlerin ocağına incir ağacı dikerek, bütün kışı bizle geçirmeye ne dersiniz diye soruyor. Bize de bu çağrıya"evet" demek düşüyor.
Evgeny Grinko 8 Kasım'da Roxy'de!
"Vals" adlı parçayla herkesin profilinde bir zamanlar yer almış olan Grinko'ya piyanosunun yanı sıra çello, keman ve akordeon'dan oluşan 5 kişilik bir ekip de sahnede eşlik edecek. Cinematic Melodies ve Winter Sunshine adında iki albüme sahip olan piyanistin, bu sene 20. yılını kutlayacak olan Roxy'de sahneleyeceği performansın biletlerini ise Sosyotix'den 50 TL karşılığında alabilirsiniz.
facebook.com/events/EvgenyGrinko
10 Ekim 2013 Perşembe
Bir Baba Indie Mix: "Eylül 2013"
Merhaba,
Sonunda en sevdiğimiz mevsimlere gelmiş bulunuyoruz. Ufaktan kış moduna bir giriş yaptık Eylül mixtape'i olsa da... Kasmadan, rahat rahat, eğlenceli olmayan parçalar paylaşabileceğiz sonunda!!
Yine aralara güzel şeyler sakladık, ıskalamayın sakın!
Diğer mix'ler için: 8tracks.com/birbabaindie
Playlist:
Sonunda en sevdiğimiz mevsimlere gelmiş bulunuyoruz. Ufaktan kış moduna bir giriş yaptık Eylül mixtape'i olsa da... Kasmadan, rahat rahat, eğlenceli olmayan parçalar paylaşabileceğiz sonunda!!
Yine aralara güzel şeyler sakladık, ıskalamayın sakın!
Diğer mix'ler için: 8tracks.com/birbabaindie
Playlist:
01. Amelia - Between The Bars (Elliott Smith Cover)
02. Mazzy Star - California
03. Eric Matthews - Needle In The Hay
04. Something For Kate - Kaplan/Thornhill
05. Kings Of Leon - Wait For Me
06. The Me In You - Girl In Armour
07. Wintersleep - Experience The Jewel
08. Amatorski - Never Told
09. The Boxer Rebellion - Caught By The Light
ALBÜM | Neko Case - The Worse Things Get, The Harder I Fight
‘Worst Things’, Case’in son
yıllardaki deneyselliğinden uzak folk parçalarının yer aldığı dingin bir albüm.
Şarkıların ruhuna müzisyenin ailesinden birçok sevdiği kişiyi aynı dönemde kaybetmesinin
etki ettiğini hissetmek mümkün. Nükteli sözler (‘Night Still Comes’) müziğin
kimi zaman terapi görevi üstlenebileceğinin kanıtı gibi. Country dinlemeyenlerin
bile hoşlanabileceği, metaforik göndermelerle dolu (‘Wild Creatures’) albümde M
Ward ve Calexico gibi isimler ise konuk tahtındalar.
(XOXO The Mag, 10/13)
9 Ekim 2013 Çarşamba
Aşkın "Marble Sounds" Hali
Her müzik grubu, benim için mevsimlerin kulağıma fısıldayan bir halini simgeler. Kış aylarında buz tutup, olabilecek en sıcak şeylere koşarken, çektiğim fotoğraflarda lensime yapışan kar tanelerinin birer şarkı eşliğinde düşmesi, nasıl ki aklıma ilk olarak Midlake'i getiriyorsa, sonbaharın tatlı sert havasında Marble Sounds'u arıyor kulağım. Sonbahar, genellikle kışın hissettirdiği hüznün bir alt basamağındadır. Fakat bu grup salt hüznün adı değil. Onlar sonbaharın içinde barındırdığı gizli mutluluğu da ortaya çıkarıyor. Mevsimin kafamdaki net çerçevesini kırabilmiş ve kendine çok güzel yer edinmiş şekilde dolanıyorlar kafamın içinde. Sırf bu yüzden bile normallikten sıyırabilirim kendilerini.
Marble Sounds'un olduğu yerde samimiyet ve başkalık var. Adını tam olarak koyamadığım bir büyü, bir gizem var. Bunu dememin sebebi de, onlarla tanıştıktan sonra çoğu yeni keşiflerimin beni tatmin etmemesi. Her yeni tanıştığım grupta onların tadını bulmaya çalışıyor oluşum, onların değerini pek tabii arttırmış oluyor gözümde. Fakat benim de tınılardan haz alma çeşitliliğimi köreltiyor. Büyüden kastım belki de budur. Beni sadece kendilerine çekip, diğer tınılardan uzaklaştırdılar. Bu büyüyü bende yaratan nadir gruplardan biri olduğu için hala kendimi toparlayabilmiş de değilim açıkcası. Bunun yanında, fotoğraf çekmeyi fazlaca seven biriyseniz, çektiğiniz fotoğrafların size anlatmak istediği bir şeyler olduğunu da bilirsiniz. Ben bu anlamların sadece görsellikle sağlanmadığı kanısındayım. Eksik kalan diğer yanı tamamlayacak olan şey kesinlikle müzikse, işte o noktada çoğunlukla Marble Sounds aklımı çeliyor şu aralar. Belki de uzun bir süredir. Kimilerinin yüzünü güldürmek, asmak ya da herhangi duygusal anlam taşıyan şeyin yoğunluğunu hissetmek ve hissettirmek, o an için basit, o hikayenin içine dahil olmaksa bir o kadar derin ve meşakatli. Marble Sounds'un tam olarak yaptığı şey de bu bence. Hikayelerinin derinliğine yolculuk yapmayı sağlamak. Yabancılık çekmeden.
Vikipedilik yapıp iki albümleri olduğunu ve bunların içinden hangisinin daha ağır bastığı sorusuna bir cevap vermem gerekirse, bu sene çıkardıkları "Dear Me, Look Up" olacaktır cevabım. Katiyen "Nice is Good"a gönderme değil ama bu son albüm ilkine göre çok daha fazla içine almış durumda beni. Kimi albümlere diğerlerinden daha fazla hakim olmak istersiniz. Çalan her şarkının tınısını kazırsınız ya içinize... İşte bu öyle bir albüm. Melodiyle birlikte hikayeleri de kazıyorsunuz en içinize, en derininize.
Adamlar, "I try to live my mistakes." diyerek kimilerinin büyük egoları yüzünden söylemeye cesaret edemediği bir cümle kurmuş olup, hepimiz adına mutlak bir doğru oluşturdular. Yani diyeceğim o ki, onlar aslında hepimizin içindeler.
6 Ekim 2013 Pazar
Moddi Salon İKSV Konseri (04 Ekim 2013)
![]() |
| "Sohbetli Konser" |
Dedik ya başlangıcı Moddi ile yaptık.
Konser öncesinde garip bir sakinlik vardı üzerimde. O sakinliğin gölgesinde mekâna doğru koyulduk. Salon İKSV ye gittiğimizde, konserin oturma düzenekli olmasına birazcık üzülsek de, konser bize neden böyle bir uygulamaya gidildiği bize gösterilmiş oldu. Biraz surat bükerek üst kata çıktık.
Moddi; gitar, çello ve akordeon'dan oluşan akustik 'orkestrası' ile İstanbul'a arzı endam etmişti. İyi ki de böyle gelmiş. Özellikle konser sırasında keşke Midlake de akustik bir performans sergilese diye iç geçirmekten kendimi alamadığımı itiraf etmeliyim.
Moddi akustik bir konserin hakkını verecek her şeyi yaptı. Her şeyden önce samimiyetini sahneye koydu. Egosunu ortadan kaldırdı. Salon'u gerçekten bir salona çevirdi. Norveç'te yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu bize gösterdi. Bazen şarkının sözünü unuttu, bazen gitarını düşürdü, hikayelerini inanılmaz bir samimiyetle bizlere anlattı, misafirleriyle girmiş olduğu diyaloglarla konseri bir bakıma yapı sökümüne uğrattı, anlattığı hikayelerle bazen bizleri güldürdü, bazen de üzdü. Aşk şarkıları, plato, nükleer bombalar, şizofrenik kadın ve iyi eğitimli bizler... Bir konserde bütün izleyicilerin aynı anda kahkaha attığına ilk defa şahit oldum. Gerçekten son zamanlarda bulunduğum en farklı konserdi diyebilirim. Yahu bir şarkısındaki metaforları teker teker gösteren bir adamdan bahsediyorum. Düşünün işte ne demek istediğimi. Çok farklı bir deneyimdi.
Konserin müzikal kısmına geçecek olursak, Moddi samimiyetini icra ettiği müziğine de yansıttı diyebilirim. Özellikle Moddi'nin adeta bir storyteller edasıyla şarkı hikayelerini anlatması şarkıların bizleri daha da etkilemesine sebebiyet verdi. Sırf bu sebeple konser sırasında "Bu şarkı bu kadar güzel miydi?" dediğim çok sayıda şarkı oldu. -Buradan bir başka storyteller'ımıza da el sallayalım. Lhasa de Sela, iyi uykular dostum- Çalması gereken tüm şarkıları çaldı Moddi, tüm güzelliklerini bizle paylaştı. Özellikle A Sense of Grey'i ve Home'u çalarak bizleri mesut da kıldı.
Buradan seyircilere de ayrı bir parantez açmak isterim. Gerçekten böylesine 'well educated' bir kitleyle daha önce karşılaşmamıştım. Sahnedekilerin müziğine sonsuz saygı gösteren, gerektiğinde müziğin ön plana çıkmasını sağlayan, gerektiğinde artık o sahnenin yapısal bir unsuru olan diyalogların ön plana çıkmasını sağlayan gerçekten güzel bir kitleyle konseri dinledik.
Konser öncesindeki sakinliğin bir sebebi varmış. Bu sebep tabii ki Moddi'nin bize sunduğu sakinlik ve samimiyette saklıymış. Bize sadece bu hikayeye ayak uydurmak kalıyordu. Uydurduk biz de...
Konser öncesindeki sakinliğin bir sebebi varmış. Bu sebep tabii ki Moddi'nin bize sunduğu sakinlik ve samimiyette saklıymış. Bize sadece bu hikayeye ayak uydurmak kalıyordu. Uydurduk biz de...
4 Ekim 2013 Cuma
Songs:Ohia'dan The Magnolia Electric Co. anısına...
2 bölümden oluşan albümün ikinci kısmında ise 9 şarkının demo halleri bulunuyor.
Albümün açılış parçası Farewell Transmission'ın demo ve yeniden kaydı için hemen buyursunlar;
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















.jpg)
