Haftanın Şarkısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haftanın Şarkısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2012 Perşembe

TOP 5 | The Pineapple Thief


2008 yılında Vecihi ile özellikle takıldığımız belli başlı gruplarımız vardı. O zamanlar ağırlıklı olarak dinlediğimiz "Progressive Rock" janrını seven her müziksever gibi Steve Wilson'ın yaptığı işleri merakla takip ediyor, Porcupine Tree'yi de hayranlıkla dinliyorduk. Yine Last Fm ve o zamanlar takıldığımız forumların sayesinde Porcupine Tree similar'ı olarak dinlemeye başladığımız Pineapple Thief'i halen arkamızda bırakamadık. (ki hiç öyle bir niyetimiz yok.)

Hayatımıza öylesine girmişti ki bu grup, dinlemeden duramıyor, yüreklerimizi dağlayıp, genç yaşta dert sahibi oluyorduk adeta. Yeni çıkardıkları son albümü All The Wars'un üstüne PT'nin işte bu dert sahibi yapan şarkılarından seçmeler yapıp, tanımayanlarla da tanıştırmanın tam zamanı olduğunu düşündük.

Ve işte The Pineapple Thief'in bendeniz tarafından hazırlanan Top 5'i !


1 - Pineapple Thief - The Bitter Pill / Variations On A Dream (2003)



2 - Pineapple Thief - All the Wars / All The Wars (2012)



3 - Pineapple Thief - Run Me Through / Variations On A Dream (2003)



4 - Pineapple Thief - The Sorry State / Tightly Unwound (2008)




5 - Pineapple Thief - My Debt to You / Tightly Unwound (2008)



21 Ekim 2012 Pazar

Pazar Şarkısı | Massive Attack & Warpaint & Mark Lanegan - Crystallized (The XX cover)

3 güzel isim bir araya gelip, güzel bir parçayı yeniden seslendirmiş... Biz de kendisiyle bugün karşılaşınca bu haftanın "Pazar Şarkısı" da kendiliğinden çıkıvermiş oldu.

Huzurlu pazarlar! :)


24 Şubat 2012 Cuma

HAFTANIN ŞARKISI | Lightning Dust - Take It Home


Bugünde geçmişi yaşamak... Özlemek değil derdim, bugünde geçmişi var etmek... Geçmişin tüm öznelliklerini tekrar üretebilmek, yeniden var edebilmek... Oldukça zorlu bir süreç olsa gerek dijitalin içerisinde analog kalabilmek. Dijital sesler içerisinde tınıları koruyabilmek...

Lightning Dust adlı grubun "Take It Home" adlı şarkısı, tam da  bugünde geçmişi var etmek üzerine kurulu sanki. Şöyle ki şarkı, her ne kadar modern sesleri barındırsa da, buram buram geçmiş kokan bir şarkı.

60'lardan kalmış bir davul tonuyla başlamakta şarkı. Ton her ne kadar 60'lar olsa da, ritimin sakin hali bir o kadar 'yeni'. Hatta davul tonu için Roxy Music referans bile verilebilir. Günümüzün dijital kayıt cihazları içerisinde böyle bir ton yakalamak oldukça zor olsa gerek.

Arka planda "hammond" var, şarkıda oldukça minimal dokunuşlarla var olmakta Hammond. Hammond'ın bu kadar sakin kullanıldığı başka bir şarkı duymadım desem yeridir. Oysa bizim bildiğimiz Hammond solo ile var olur, bu şarkıda hammond var ama solo yok. Dokunuşlar var...

Sonrasında bir vokal var ki herhalde uzun zamandır dinlediğim en iyi kadın solist. Kadın gırtlaktan söylüyor bir kere şarkıyı. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama kadın rahmetli Azer Bülbül gibi titretiyor sesini. (Harbiden öyle ama...) Bu gırtlak mevzusu da şarkıyı ayrı bir boyuta taşımakta kuşkusuz.

Şarkıyı koparan enstrüman ise, şarkının ikinci yarısında ortaya çıkan yaylılar... O sesler kelimeye dökülmez arkadaş, gözleri kapatıp dinlemek gerek...

Bugünde geçmişi yaratmak kolay iş olmasa gerek. Yaratabilenler, bunu güzel bir ahenk ile sunabilenler, bugünü de işin içine katabilenler ve bunu güzel bir melankoliyle sunabilenler haftanın şarkısı da oluverirler.

Samimiyet adına dinleyiniz efendim, geçmişin masumiyetini edinmek için dinleyiniz efendim...



31 Ocak 2012 Salı

HAFTANIN ŞARKISI | Yodelice – Cloud Nine

Asıl adı Maxim Nucci adında bir Fransız. 2003 yılında yönetmen Guillaume Canet ile tanışır ve yönetmenin
Ne le dis à personne (2006) isimli filmi için yaptığı müziklerin ardından tekrar girdiği stüdyodan ilk albümünü hazırlamış bir şekilde çıkar. Ancak işler yine de Maxim'in istediği gibi gitmez ve sonucunda da bir tarz değişikliğine gitme kararı alır. Bunun üzerine Maxim, kendi yarattığı Yodelice isminde bir kahramanın üzerine kariyerini yeniden inşa eder ve 2009 yılında ilk(!) albümü  Tree of Life'ı yayınlar. Çevreden gelen gayet güzel tepkiler üzerine 2010 yılında Cardioid adlı albümünü piyasaya süren Yodelice, bize Fransa'dan çıkan güzellikleri göstermeye de devam etmektedir.

İşte kısa biyografisini yazdığımız bu adam, bu hafta içerisinde bizi kendisine fena halde bağımlı kılmış ve son zamanlarda keşfedilen isimlerin bir adım önüne geçmeyi başarmıştır. Sanıyorum ki daha üstüne yazacak ya da paylaşacak birçok şeyimiz olacak. Şimdilik sadece dinleyelim...

22 Ocak 2012 Pazar

Pazar Gecesi Şarkısı: "Karate - One Less Blues"


Pazar gecesi. Yarın iş başı ya da iş çoktan başlamış. Bir şarkı gerek bu sıkıntılı günü daha ‘sıkıntısız’ geçirmek için...

Eskilerden olsa, unuttuğumuz dehlizlerden olsa, özlem duysak dinlemek istediğimiz şeye ama farkında olmadan çıksa karşımıza. Aradığımız şey bunlar olmasa...

Dinlerken geçmişe gitmekten öte, özlemle müziğe kapılsak, şarkıya tekrar kavuşsak ama yeni umutlarla yeni başlangıçlarla..

En underrated gruplardan biri Karate ses verir o zaman, “One Less Blues” ile güzel bir sigara yaktırır ve artık Pazar kalmaz geriye, geride kalandır Pazar ve buğusu...

16 Ocak 2012 Pazartesi

TOP 5 | Cat Power

Onu özlediğimizi her fırsatta açıkça belirtmeye başlamıştık son günlerde.
(Örn 1 - Örn 2)

Sonrasında o güzel haber gelmişti ve Chan Marshall, 7 senelik bir aranın ardından bir kez daha ülkemizde sahne alacaktı.

9 Şubat Perşembe günü garajistanbul sahnesinde izleyeceğimiz Cat Power'a yeniden sarıldığımız şu soğuk kış günlerinde, şöyle iç ısıtacak bir de "Cat Power Top 5"i iyi gider dedik.

Bu arada 45 TL'lik biletlerin tükendiğini belirterek, daha almadıysanız kalan son 55 TL'lik biletleri bir an evvel temin etmenizi öneririz.
http://web03.biletix.com/etkinlik/NLPR4/TURKIYE/tr



1- Cat Power - Moonshiner / Moon Pix (1998)




2 - Cat Power - Werewolf / You Are Free (2003)




3 - Cat Power - Metal Heart / Moon Pix (1998)




4 - Cat Power - The Greatest / The Greatest (2006)




5 - Cat Power - Wonderwall / Oasis Cover




13 Ekim 2011 Perşembe

Marketa Irglova'nın ilk solo albümü: ''Anar''

2006 yılnda Glen Hansard ile beraber, Once filmiyle ''En iyi şarkı'' dalında Oscar alan Marketa bunun akabinde bilindiği üzere pek de yerinde durmadı. Öncelikle yine Hansard ile birlikte The Swell Season isimli grupta müzik yapmaya devam ederek, ufak ufak kendi solo projesinin hazırlıklarına da başlamıştı.

Bu süreç içerisinde, yine geçtiğimiz günlerde tüm hikayelerini anlatan bir belgesel olan ''The Swell Season''ını yaptıklarını açıkladılar. Biz de gösterime girer mi bilinmez ama umarım çok kısa bir süre içerisinde biz de izleme fırsatına sahip olabiliriz.

Solo albüme gelecek olursak;


11 Ekim'de piyasaya sürülen bu albüm de, önceki projelerde duymaya alışık olduğumuz Marketa'nın o dingin, sade sesi burada da yine baskın. Yer yer bana Anneke Van Giersbergen'in solo projelerindeki halini de anımsatmadı değil. Siz de şuradan bakarak Marketa'nın bu ilk solo albümü Anar'ın parçalarını dinleyip, değerlendirebilirsiniz.

Geçtiğimiz ay yayımlanan, albümden çıkan ilk video klip çalışması ise albümün 7 no'lu parçası olan Go Sleep'e gelmişti.



Hazır bu taraflardan yeni haberler gelmişken, Haftanın Şarkısı olarak, 2006 yılında yine grupla ve belgeselle aynı ismi taşıyan albüm, The Swell Season'da yer alan Alone Apart'ı koymamamız için de hiç bir sebep yok.

5 Ekim 2011 Çarşamba

[Haftanın Şarkısı] Steven Wilson - No Part of Me

Steven Wilson'ın yeni albümü çıkacağını biraz geç olsa da haber vermiştik. Yani albüm çıkmadan bir hafta önce yeni albüm geliyor dedik, düşünün ne kadar geç kaldığımızı artık.

Albümü dinledik ama henüz hazmedemedim, bir şarkı haricinde.  Uzun zaman da hazmedebileceğimi en azından kendi adıma düşünmüyorum. Enteresan bir albüm olmuş, albüm için uzun uzun konuşuruz.

Hazmettiğim, hatmettiğim şarkıya gelecek olursam, şarkının adı No Part of Me. Albümün kanımca en vurucu şarkısı, en ulaşılabilir şarkısı.

Steven Wilson Fear of a Blank Planet'ten sonra nedense kaotik  bir müzik anlayışına yol açtı, ancak bu kaotikleşme durumu 70'ler üzerinden ve yer yer dijitalin limitlerinin zorlandığı bir formül üzerine kuruluydu. Bu durum benim gibi FoaBP fanı bir fani için oldukça üzücüydü. Her Steven Wilson projesinde bu sefer o topraklara - refer to FoaBP- geri dönüş yapacak mı diye sordum kendi kendime. Sonuç genellikle olumsuzdu. Bu durum hep tekrarlandı ama. Son albümde de benzer bir handikap var kendi özelimde konuşacak olursam; ancak No Part of Me öze dönüş sinyallerini barındıran bir şarkı ve albümün kanımca en iyi şarkısı.

Bu şarkıdan şöyle bir tanımlama yapılabilir ya da öngörü çıkartılabilir; Steven kaotikleşme durumunu, bir seviye daha geliştirmiş. Bu şarkıyla beraber kendisinin belki de en bereketli olduğu zamanlara da referanslar yollamış. Bu şarkıda o kaotik durum halen kendini korurken, Fear of a Blank Planet albümüne de kompozisyon anlamında yaklaşılmış.

Bu sebeple, No Part of Me diğer şarkılara oranla bu albümde daha ön plana çıkıyor ve havaların soğumaya başladığı şu günlerde haftanın şarkısı oluveriyor.


17 Eylül 2011 Cumartesi

Haftanın Şarkısı | Sparklehorse / Danger Mouse - Little Girl

Bazı şarkıları o kadar çok geç keşfediyorum ki çoğu zaman "Ben bunu daha önceden neden dinlememişim, neden duymamışım" diye serzenişte bulunuyorum. Hatta şarkı neymiş, ne değilmiş diye araştırdığımda, "Radyo Eksen'in bıkmadan usanmadan çaldığı güzel bir şarkı" gibi yorumlarla karşılaştığımda ise kendime ettiğim küfürlerin haddi hesabı olmuyor.
Şöyle bir insan tipi var; Türkiye orjinli radyoları inatla dinlemeyen, burnu havalarda olan ve internet üzerinden yayın yapan alternatif radyo kanallarını dinleyerek farklı olmaya çalışan vs... Kıl bir insan tipi işte, daha nasıl anlatayım. :)
Ben de bu bir grup insanın içerisindeyim. Ancak bu bir grup insan, farklı olacağım derken ya da kendi sınıfsal gereksinimlerimi gidereceğim derken kaybettikleri şeylerin farkında olmuyorlar. Yani Sparklehorse - Danger Mouse ortaklığında çıkarılan Danger Night of the Souls albümünde var olan, Little Girl adlı şarkıyı dinlememiş oluyorlar.
Gerçekten bu sosyolojik vaka-i hayriye çok dertlendirdi beni.  Little Girl adlı güfteyi bunca zaman dinlememiş olmayı kabullenemiyorum arkadaş. Çoktan tüketmiş olmam gerekirdi. Radyo Eksen'de sürekli yayınladığını duyunca ve öğrenince sinir katsayım daha da artmakta.
Her neyse kendi kişisel hikayemi es geçecek olursak, Little Girl adlı şarkıyı haftanın şarkısı olarak ilan ediyoruz. Yaz ayları biterken, yavaş yavaş esmeye başlayan rüzgarla dinlenebilecek, loop'a atılacak derecede güzel bir şarkı... (Sezen Cumhur Önal mode off)

Şarkıyı fazla anlatmak istemiyorum, zaten şarkı kendini yeterince dinletiyor. Sadece belirtmek istediğim bir nokta var; Şarkı inanılmaz güzellikte bir gitar solosu barındırmakta, herhalde bir indie şarkısında (indie şarkısı ne demek!'^+%&/ ) duyduğum, en güzel soloya sahip bu şarkı. 

Haftanın şarkısı adlı post'umu iç karartıcı bir haberle son vermek istiyorum;. Sparklehorse solisti Mark Linkous 2010 yılında intihar ederek, hayatına son vermiş. Müzik dünyası için çok büyük bir kayıp. RIP





31 Ağustos 2011 Çarşamba

HAFTANIN ŞARKISI | Alanna Cherote - Street Girls

Yaz ne bereketli geçiyor, kendisine hiç yakışmayacak derece de güzel grupları, şarkıları önümüze sunuyor. Hatta şimdiden kış gelse de yazsak dediğimiz 5-6 grup bulduk bile diyebiliriz. Kış çok güzel geçecek ya da kendi adıma söyleyecek olursam, ben o kafaya girdim.

Bunlardan bir tanesi de Alanna Cherote abla hakkında ayrı bir post yazarız ama kısa bir özet geçecek olursak; Paper Flowers adını verdiği debut albümüyle adını çokça duyuracak, bu çok belli. Folk ve Indie arasında gidip gidip gelen bir müzik icra ediyor.

İşte bu güzel albümde, Street Girls adında bir şarkı var ki, yaz aylarının hakkını vermek için ortaya konulmuş gibi... Kıpır kıpır, eğlenceli bir şarkı, tatile çıkacakların listesine konulması farz ki zaten şarkı da yaz ayları düşünülerek yapılmış gibi. Zaten intro'dan ne geleceğini ya da ne ile baş başa kalacağınızı tahmin edebiliyorsunuz

İyi dinlemeler.

11 Ağustos 2011 Perşembe

HAFTANIN ŞARKISI | Them Crooked Vultures - Bandoliers

Öncelikle Haftanın Şarkısı'nı yine ''Ayın Şarkısı'' yapan bizlere öncelikle selam ediyorum.

Aslında bu Haftanın Şarkısı kafamda başka bir şeydi. Ancak son dakika golüyle onu önümüzdeki uzun sonbahar/kış dönemi için saklamaya karar verip, bu güzel insanları paylaşmaya ve yeniden hatırlayıp, hatırlatmaya karar verdim.

Öncelikle daha önceden bu grubu duymamışlar için bir not olarak geçeyim. (Duymuş olanlar burayı atlayabilirler.) Bu adamlar ''Süper Grup'' diye tabir edilen, tam bir yıldızlar karması... Aslında bu tip gruplar bende her zaman bir önyargı oluşturmuştur. Çünkü beklenti yüksektir ama genellikle sonuç hep hayal kırıklığı olmuştur. En azından bende durum böyleydi...

Daha açık olmak gerekirse, fotoğraftan da anlaşılabileceği üzere kadro şu şekilde;

Josh Homme (Queen of The Stone Age) - Lead gitar, vokal
John Paul Jones (Led Zeppelin) - Bass gitar, geri vokal
Dave Grohl (Foo Fighters, Nirvana) - Bateri, geri vokal
Alain Johannes (Queen of The Stone Age) - Gitar

Bu isimleri ortaya koyduğumuzda akıllara gelen ilk sound, tamamiyle bu grubu anlatıyor zaten. QoTSA gitarları üzerine Led Zeppelin bas'ları. Üstüne bir de Dave Grohl davulda. Daha ne olsun...

Üzerine başka bir şey yazmanın zaten hiç bir manasını bırakmıyor bu güzel abiler.

7 Temmuz 2011 Perşembe

HAFTANIN ŞARKISI | Selah Sue - Raggamuffin

Yaz ayları geldi, biz de halen sürmekte olan bir melankoli var. Utanamasak haftanın şarkısını, kap karanlık bir post-rock şarkısı seçeceğiz. Böyle mallaşan bloggerlar olduk.

İşte bu melankolik hali atmak, sokaklara atılmak ve duvarları süslemek adına, en azından diğer şarkılara nazaran daha hareketli bir şarkıyı haftanın şarkısı olarak seçtik.

Seçtiğimiz şarkının sahibi, içi dolu pıtırcık bir hipster olan Selah Sue adlı güzel bir kardeşimiz, sesi kadar kendisi de güzel olan bu genç vokal, henüz 21 yaşında ve yaptığı işlerle boyundan çok büyük işlere girişiyor (akıllı olsun) ve bunun üstünden başarıyla gelebiliyor.

Selah Sue adlı bu güzel kızımızın, Raggamuffin adında bir şarkısı var ki, tam da bu yaz aylarında dinlemek için özel yaratılmış. Bol reggae soslu, yeterince ritmik, güzel melodiler ve inanılmaz bir vokal performansı içeren bu şarkı, yaz ayları için oldukça ideal.. Hatta hani "Dinlediğim şarkı hem güzel olsa hem de kimse bilmese" dediğimiz şarkılar var ya, Raggamuffin tam da bu sınıfa girebilecek şarkılardan... En azından şimdilik kimse bilmiyor.

İşte bu yüzden haftanın şarkısını Selah Sue - Raggamuffin olarak seçtik, esenlikle dinleyiniz siz astral seyahat'ın yaz yolcuları...



25 Haziran 2011 Cumartesi

HAFTANIN ŞARKISI | Howling Bells - Setting Sun

Last Fm istatistiklerime göre son 4 günde Setting Sun'ı dinleme sayım: 104
Youtube'da şarkının canlı performansını dinleme sayım: Bilinmemekte
Ipod'da şarkıyı dinleme sayım: 101

Son zamanlarda hangi şarkıyı bu kadar tutkuyla dinlediğimi hatırlamıyorum. Juanita'nın inanılmaz vokali, şarkının enteresan atmosferi ki şarkı başlarda Hint tınılarını barındıran bir introyla başlıyor, sonrasında Juanita'nın o harika sesiyle indie vari bir şarkı oluyor, şarkının nakarat kısmında ise daha rock bir şarkı haline geliyor. Herhalde bu ayrı tarzlardı beni sıkmayan, 205+ bilinmemekte kadar dinleme sebebim de bu! Ya da bu tarzların birbirleriyle güzel birleşimi.. Bilmiyorum sebep ne ama dinlemeden duramıyorum bu şarkıyı. Herhalde yakın zamanda bıkarım diye düşünüyorum.

Bıkarım değil mi?

Last fm istatistiklerine göre son 4 günde dinleme sayım: 109
Youtube'da şarkının canlı performansını dinleme sayım: Bilinmemekte
Ipod'da şarkıyı dinleme sayım: 101

Şarkının klibi:

Juanita Stein'in tatlılığına vurulduğum şarkının canlı performansı:




7 Haziran 2011 Salı

Haftanın Şarkısı | Magyar Posse / Whirlpol of Terror and Tension

Magyar Posse - Post-Rock | Finlandiya
Uzun zaman sonra FM 2010 CD'sini tekrardan bilgisayarın DVD aparatına yerleştirdim ve bilgisayara yükledim. Alt liglerde kahramanlık öykülerine meraklı olanlardanım. Medya tahmini olarak şampiyon olması zor görünen takımları alıp tüm yükselen egolarımla birlikte Jose Mourinho olma çabası sanırım bu oyunun en klas özelliği. (Arada hile yapıyorum, çaktırmayın) 

FM'de en bilinmedik ligleri dolaşttım. Finlandiya. Evet Finlandiya. Kuzey soğukluğu, müzik falan oh mis. FM Alt+Tab ile görev çubuğuna indirilir. Şimdi güzel bir müzik açalım. Müziklerim klasörü sol çift tıkla ve içerideyim. Merhaba dünya ben geldim. FM oynarken fonda bana eşlik edecek birilerine ihtiyacım var. Kapı görevlisi "Hmm" diyerek bana hangi takımı aldığımı sordu. Gururla "Jippo" dedim. Bana neden güldüğünü sezon sonunda anlayacaktım; ama henüz sezon daha başlamamıştı bile. Medya tahminine göre 7. sırada bitirecektim. "Jippo Nereli?" diye sordu. "Finlandiya" dedim. "Gel öyleyse" diyerek, kuzey'e doğru götürdü beni. 

Yol boyunca bana ismini vermeden şunları anlattı. 



Bak beyim 2000 yılıydı. Kış yine kendini en iyi haliyle hissettiriyordu. Finlandiya'nın Pori kentinde bir grup adam bir araya gelip bir grup kurdular. Adları Magyar Posse. 

2 yıl sonra 2002 de We Will Carry You Over the Mountains, 2004 de Kings Of Time, 2006 da ise Random Avenger adında 3 tane albüm yapmışlar. Keskin riffler, Finlandiya havası ve kemanlar ile bütünleşince insan "Saatler dönüp durabilir, bundan bize ne!" dedirtiyor.

Magyar Posse (doğru tercümesini bilmemekle birlikte Macar Takımı) Haftanın Şarkısı - 2006 Random Avenger albümünün 1.şarkısı Whirlpool of Terror and Tension.


Jippo mu dediniz? Ee şey... Küme düştüm, yeni sezon öncesinde ise Başkan beni kovdu. İngiltere ikinci liginde Yeovill teklifine hayır demedim. Şimdi hileyle lider durumdayım. Gururluyum! Jippo'yu pişman edeceğim.

19 Mayıs 2011 Perşembe

HAFTANIN ŞARKISI | Grails - Take Refugee

Tek şarkı için post yazılır mı? Sanırım evet. Bazı şarkılar fazlasıyla bu övgüyü hak ediyor. Bu sebeple de Take Refugee'nin ''Haftanın Şarkısı'' olmaması için hiç bir sebep yok.

Take Refugee, Grails adlı grubun insanı dumurlardan dumur eden şarkısı. Dumur olduğum konu şudur ki, bu grubun arz-ı endam ettikleri ülke ABD olup, Yaşadıkları eyalet Portland'dır. Gelin görün ki bu şarkı buram buram Anadolu topraklarının kokar. Hani bu şarkının dinletildiği psikolojik bir deney tabi tutulsam ve bana bu şarkıyı besteleyen ya da çalan kişinin/kişilerin doğduğu toprakları sorsalar direk Türkiye derim, hatta Erkin Koray derim. Bir şarkı Erkin Koray'ın yaptığı müziği, notaları bu kadar andırabilir...

Dumur olduğum noktayı anlattıktan sonra şarkıyı biraz anlatmak istiyorum. Bence şarkının iki kısmı var. Öncelikle ilk 4 dakikalık kısmına maruz kalıyoruz. İlk kısım, şarkının ikinci 4 dakikalık kısmının hazırlayıcısı gibi. Hatta şarkının ilk bölümünde kullanılan enstrüman olarak saz da işin içinde bulunmakta.

İkinci 4 dakika ise kayışları kopartan, sizi yerden yere vurdurtan notaların başlangıcı. İkinci 4 dakika için şunu çok rahat diyebilirim, Erkin Koray 70'lerin enerjisiyle günümüzde müzik yapmaya kalksa ortaya çıkan şarkı bu olurdu. Şarkının ikinci kısmında tam da bu harmoni var.

Uzun zamandır dinlediğim en iyi şarkılardan, dinlemeniz önerilir...

9 Mayıs 2011 Pazartesi

HAFTANIN ŞARKISI | Ours - Black

2 hafta önce Vecihi bir gruptan, bir adamdan bahsetmişti şuralarda... İşte o grubu, o adamı yaklaşık 1 aydır dinliyoruz.

Fazla dozunu kaçırmadan albüm albüm dinleyerek, hazmetmek lazım dedik öncelikle. İlk 3 albüm ve sonrasında solist Jimmy Gnecco'nun solo albümüne kadar uzandık sindire sindire... Anlıyorduk ki her albüm ayrı ayrı tatlar içerip, ayrı ayrı hitler çıkarıyordu. Ancak bu 1 ay içerisinde ''takılıp kalınan şarkılar'' sıralamasında açık ara şampiyonluğu bağıra bağıra göğüsleyen 2008 çıkışlı Mercy (Dancing For The Death Of An Imaginary Enemy) albümünden Black oldu.

En azından ben sevdim, siz de sevebilirsiniz gibi gibi...

[Kestik...]






22 Nisan 2011 Cuma

HAFTANIN ŞARKISI | Eisley - Mr. Moon

Haftanın Şarkısı'' demişiz ama 8 haftadır aynı şarkı da takılıp kalmışız. Aslında beklenilenin aksine oldukça da verimli bir zaman dilimiydi bu keşfedilen yeni gruplar açısından. Ancak ''klişe blogger bahaneleri'' burada da devreye girdi ve ''standart, gündelik koşturmacalar'' sebebiyle, gerekli olan zaman dilimi o tazecik şarkılardan birini seçip, koymak için ayrılamadı maalesef.


Mevzuya dönecek olursak...

Seçmeye niyetlenilen bir çok şarkı arasından, bu ay içerisinde ''Çok klişe yea!'' diye bahsettiğimiz, (bence) gayet de underrated bir grup olan Eisley'de karar kılındı.

Bir grubu tanıma aşamasındayken, dinlenilen albümde kafada ayrı bir yere oturtulan muhakkak 3-5 şarkı olur. (Zaten olmuyorsa at çöpe o albümü) İşte onların arasından -hiç adetim olmasa da- repeat'e ve mp3 playera atılan ilk şarkı, sizin yeni takıntınız olacak ''o şarkı''dır. Aslında çoğu zaman şaşkınlıklara boğuluyorum ''Hiç durmadan nasıl bulunabiliyor o takıntı şarkılar?'' O yıllarca dinlenebileceğine inandığın parça ardına, aynısından bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha...

İşte hayata da kısaca bunların ''birleşim kümesi'' de diyebiliriz sanırım.

20 Şubat 2011 Pazar

HAFTANIN ŞARKISI | Myslovitz - The Melancholy Tower

92 yılından bu yana aktif olan Polonyalı bir grup Myslovitz...

Aslında hiç de yabancı değiliz bu gruba. Bir yerlerden bir iki şarkısını bildiğimiz ama ismini bilemediğimiz gruplardandır. Hem İngilizce hem de Lehçe olarak söyledikleri şarkıları da mevcuttur. Kendilerini hatırlamamızı sağlayan, anahtar parçaları ise Sound of Solitude'dur kesinlikle.

Şimdi hatırladınız değil mi?

İşte o grubun yine o albümde bulunan ama çok bilinmeyen bir şarkısı daha vardır ki, aynı adı gibidir. Naiftir, kırılgandır...

Az bik bik, çok melodi...


5 Ocak 2011 Çarşamba

HAFTANIN ŞARKISI | Warpaint - Shadows

4 tane birbirinden hoş, alımlı bayandan oluşan deneysel, saykodelik işlerle uğraşan bir topluluk Warpaint. 2010 Ekim ayında yayımladıkları The Fool adında bir de uzunçalara sahipler. Gayet haklı olarak, yeni yeni baya da ilgi görmeye başladılar sanki...

Grubu popüler yapan birkaç sebep var. Bunlardan biri Shannyn Sossamon'ın grubun ilk kurulum aşaması içerisinde yer almasıydı ki bu ablayı 40 Days and 40 Nights, A Knights Tale, The Holiday, The Rules of Attraction gibi bir çok filmden hatırlayabilirsiniz. Bir diğer sebep ise Red Hot Chili Peppers'ın eski gitaristi John Frusciante'nin grubun kayıtlarında miksaj ve mastering işlemlerini yapmasıydı. İşte bu sebeplerle bile grup gayet de ilgi çekici bir şekilde karşımızda duruyor.

Bu hafta, genel olarak ''dinlenmesi şiddetle tavsiye edilen'' bir albüm olan The Fool'dan haftanın şarkısı olarak paylaşılacak şarkı ise Shadows...

Bu arada... Bu sene ülkemizde yer alan birçok mekanın sahnesine ''hem göze hem kulağa hitap eden'' bu ablalar sizce de yakışmaz mı?

Sizi parçayla baş başa bırakmadan önce grupla tanışma fırsatını sağlayan İssi'ciğime de öptüm, kib, bye demek istiyorum.

XOXO



http://www.myspace.com/worldwartour

21 Aralık 2010 Salı

HAFTANIN ŞARKISI | Maria Mena - Just Hold Me

Bazı şarkılar vardır ya hani, hangi ruh halinde ve ortamda olursak olalım direk ilk dinleyişte ''budur'' dedirtir. Rahatlıkla yakalar, ele geçirir insanı. İşte bunlardan biri de geçtiğimiz haftalarda tanıştığım Maria Mena oldu.

1986 Norveç doğumlu bir abla Maria. 16 yaşında piyasaya girmiş biri olarak gayet dolu dolu işler yaptığını söyleyebilirim şu ana kadar yayımladığı 4 adet stüdyo albüme baktığımda. Daha fazla gerekli/gereksiz bilgi için şuralara müracat edin, ben de rahat rahat devam edeyim...
Resmi Site
Myspace
Last Fm
Blog
Ekşi Sözlük

Kolay kolay bir şarkıyı repeate almam. (Şu ana kadar aldığım tüm şarkıların da halen arkasındayım. Buyrun gelin tartışalım.) Fakat aldığım şarkının canını da çıkartmam öyle yüzlerce, binlerce kez dinleyip. Şarkı, playlistimde ardarda 3 kere çalabilme başarısı gösterebilmişse şayet o benim için tamamdır. Temiz 2-3 hafta daha benimledir. İşte bu özellikte bir başlangıç şarkısı olan Just Hold Me ardından hemen şarkının yer aldığı Apparently Unaffected albümünün geri kalanına kulak kabarttım. Ancak albüm hiçte beklediğim gibi ''Kalburüstü bir şarkı, gerisi yalan'' şeklinde değildi. Hepsinin dinlenebilirliği gayet yüksek, boş şarkı neredeyse yok gibiydi.

İşte bu sebeplerden ötrü, daha önceden bu ismi duymadıysanız hemen aşağıdaki video ile birlikte şarkıya kulak kabartmanızı salık veririm.