13 Ekim 2013 Pazar

Evgeny Grinko 8 Kasım'da Roxy'de!


Son zamanların en çok paylaşılan "sigara içip, piyano çalmalı" parçanın bestecisi Rus piyanist Evgeny Grinko, 8 Kasım Cuma gecesi Roxy Club'da sahne alacak.

"Vals" adlı parçayla herkesin profilinde bir zamanlar yer almış olan Grinko'ya piyanosunun yanı sıra çello, keman ve akordeon'dan oluşan 5 kişilik bir ekip de sahnede eşlik edecek. Cinematic Melodies ve Winter Sunshine adında iki albüme sahip olan piyanistin, bu sene 20. yılını kutlayacak olan Roxy'de sahneleyeceği performansın biletlerini ise Sosyotix'den 50 TL karşılığında alabilirsiniz.

facebook.com/events/EvgenyGrinko


10 Ekim 2013 Perşembe

Bir Baba Indie Mix: "Eylül 2013"

Merhaba,

Sonunda en sevdiğimiz mevsimlere gelmiş bulunuyoruz. Ufaktan kış moduna bir giriş yaptık Eylül mixtape'i olsa da... Kasmadan, rahat rahat, eğlenceli olmayan parçalar paylaşabileceğiz sonunda!!

Yine aralara güzel şeyler sakladık, ıskalamayın sakın!




Diğer mix'ler için: 8tracks.com/birbabaindie

Playlist:

01. Amelia - Between The Bars (Elliott Smith Cover)
02. Mazzy Star - California
03. Eric Matthews - Needle In The Hay
04. Something For Kate - Kaplan/Thornhill
05. Kings Of Leon - Wait For Me
06. The Me In You - Girl In Armour
07. Wintersleep - Experience The Jewel
08. Amatorski - Never Told
09. The Boxer Rebellion - Caught By The Light

ALBÜM | Neko Case - The Worse Things Get, The Harder I Fight

‘Worst Things’, Case’in son yıllardaki deneyselliğinden uzak folk parçalarının yer aldığı dingin bir albüm. Şarkıların ruhuna müzisyenin ailesinden birçok sevdiği kişiyi aynı dönemde kaybetmesinin etki ettiğini hissetmek mümkün. Nükteli sözler (‘Night Still Comes’) müziğin kimi zaman terapi görevi üstlenebileceğinin kanıtı gibi. Country dinlemeyenlerin bile hoşlanabileceği, metaforik göndermelerle dolu (‘Wild Creatures’) albümde M Ward ve Calexico gibi isimler ise konuk tahtındalar.

(XOXO The Mag, 10/13)

9 Ekim 2013 Çarşamba

Aşkın "Marble Sounds" Hali


Her müzik grubu, benim için mevsimlerin kulağıma fısıldayan bir halini simgeler. Kış aylarında buz tutup, olabilecek en sıcak şeylere koşarken, çektiğim fotoğraflarda lensime yapışan kar tanelerinin birer şarkı eşliğinde düşmesi, nasıl ki aklıma ilk olarak Midlake'i getiriyorsa, sonbaharın tatlı sert havasında Marble Sounds'u arıyor kulağım. Sonbahar, genellikle kışın hissettirdiği hüznün bir alt basamağındadır. Fakat bu grup salt hüznün adı değil. Onlar sonbaharın içinde barındırdığı gizli mutluluğu da ortaya çıkarıyor. Mevsimin kafamdaki net çerçevesini kırabilmiş ve kendine çok güzel yer edinmiş şekilde dolanıyorlar kafamın içinde. Sırf bu yüzden bile normallikten sıyırabilirim kendilerini. 


 Marble Sounds'un olduğu yerde samimiyet ve başkalık var. Adını tam olarak koyamadığım bir büyü, bir gizem var. Bunu dememin sebebi de, onlarla tanıştıktan sonra çoğu yeni keşiflerimin beni tatmin etmemesi. Her yeni tanıştığım grupta onların tadını bulmaya çalışıyor oluşum, onların değerini pek tabii arttırmış oluyor gözümde. Fakat benim de tınılardan haz alma çeşitliliğimi köreltiyor. Büyüden kastım belki de budur. Beni sadece kendilerine çekip, diğer tınılardan uzaklaştırdılar. Bu büyüyü bende yaratan nadir gruplardan biri olduğu için hala kendimi toparlayabilmiş de değilim açıkcası. Bunun yanında, fotoğraf çekmeyi fazlaca seven biriyseniz, çektiğiniz fotoğrafların size anlatmak istediği bir şeyler olduğunu da bilirsiniz. Ben bu anlamların sadece görsellikle sağlanmadığı kanısındayım. Eksik kalan diğer yanı tamamlayacak olan şey kesinlikle müzikse, işte o noktada çoğunlukla Marble Sounds aklımı çeliyor şu aralar. Belki de uzun bir süredir. Kimilerinin yüzünü güldürmek, asmak ya da herhangi duygusal anlam taşıyan şeyin yoğunluğunu hissetmek ve hissettirmek, o an için basit, o hikayenin içine dahil olmaksa bir o kadar derin ve meşakatli. Marble Sounds'un tam olarak yaptığı şey de bu bence. Hikayelerinin derinliğine yolculuk yapmayı sağlamak. Yabancılık çekmeden.


Vikipedilik yapıp iki albümleri olduğunu ve bunların içinden hangisinin daha ağır bastığı sorusuna bir cevap vermem gerekirse, bu sene çıkardıkları "Dear Me, Look Up" olacaktır cevabım. Katiyen "Nice is Good"a gönderme değil ama bu son albüm ilkine göre çok daha fazla içine almış durumda beni. Kimi albümlere diğerlerinden daha fazla hakim olmak istersiniz. Çalan her şarkının tınısını kazırsınız ya içinize... İşte bu öyle bir albüm. Melodiyle birlikte hikayeleri de kazıyorsunuz en içinize, en derininize.

Adamlar, "I try to live my mistakes." diyerek kimilerinin büyük egoları yüzünden söylemeye cesaret edemediği bir cümle kurmuş olup, hepimiz adına mutlak bir doğru oluşturdular. Yani diyeceğim o ki, onlar aslında hepimizin içindeler.

6 Ekim 2013 Pazar

Moddi Salon İKSV Konseri (04 Ekim 2013)

"Sohbetli Konser"
Salon İKSV sezon açılışını Moddi ile yaptı. Dolayısıyla biz de kış sezon açılışımızı Moddi ile yapmış olduk. Bu sene geçmiş kış aylarına kıyasla sanki daha akustik geçecek gibi. Moddi ve Olafur Arnalds önümüzdeki ayların nasıl geçeceğine dair güzel ipuçları sunuyor bize. Kısmet, yolumuz nereye giderse artık!

Dedik ya başlangıcı Moddi ile yaptık. 

Konser öncesinde garip bir sakinlik vardı üzerimde. O sakinliğin gölgesinde mekâna doğru koyulduk. Salon İKSV ye gittiğimizde, konserin oturma düzenekli olmasına birazcık üzülsek de, konser bize neden böyle bir uygulamaya gidildiği bize gösterilmiş oldu. Biraz surat bükerek üst kata çıktık. 

Moddi; gitar, çello ve akordeon'dan oluşan akustik 'orkestrası' ile İstanbul'a arzı endam etmişti. İyi ki de böyle gelmiş. Özellikle konser sırasında keşke Midlake de akustik bir performans sergilese diye iç geçirmekten kendimi alamadığımı itiraf etmeliyim.

Moddi akustik bir konserin hakkını verecek her şeyi yaptı. Her şeyden önce samimiyetini sahneye koydu. Egosunu ortadan kaldırdı.  Salon'u gerçekten bir salona çevirdi. Norveç'te yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu bize gösterdi. Bazen şarkının sözünü unuttu, bazen gitarını düşürdü, hikayelerini inanılmaz bir samimiyetle bizlere anlattı, misafirleriyle girmiş olduğu diyaloglarla konseri bir bakıma yapı sökümüne uğrattı, anlattığı hikayelerle bazen bizleri güldürdü, bazen de üzdü. Aşk şarkıları, plato, nükleer bombalar, şizofrenik kadın ve iyi eğitimli bizler... Bir konserde bütün izleyicilerin aynı anda kahkaha attığına ilk defa şahit oldum. Gerçekten son zamanlarda bulunduğum en farklı konserdi diyebilirim. Yahu bir şarkısındaki metaforları teker teker gösteren bir adamdan bahsediyorum. Düşünün işte ne demek istediğimi. Çok farklı bir deneyimdi. 

Konserin müzikal kısmına geçecek olursak, Moddi samimiyetini icra ettiği müziğine de yansıttı diyebilirim. Özellikle Moddi'nin adeta bir storyteller edasıyla şarkı hikayelerini anlatması şarkıların bizleri daha da etkilemesine sebebiyet verdi. Sırf bu sebeple konser sırasında "Bu şarkı bu kadar güzel miydi?" dediğim çok sayıda şarkı oldu. -Buradan bir başka storyteller'ımıza da el sallayalım. Lhasa de Sela, iyi uykular dostum- Çalması gereken tüm şarkıları çaldı Moddi, tüm güzelliklerini bizle paylaştı. Özellikle A Sense of Grey'i ve Home'u çalarak bizleri mesut da kıldı.

Buradan seyircilere de ayrı bir parantez açmak isterim. Gerçekten böylesine 'well educated' bir kitleyle daha önce karşılaşmamıştım. Sahnedekilerin müziğine sonsuz saygı gösteren, gerektiğinde müziğin ön plana çıkmasını sağlayan, gerektiğinde artık o sahnenin yapısal bir unsuru olan diyalogların ön plana çıkmasını sağlayan gerçekten güzel bir kitleyle konseri dinledik.

Konser öncesindeki sakinliğin bir sebebi varmış. Bu sebep tabii ki Moddi'nin bize sunduğu sakinlik ve samimiyette saklıymış. Bize sadece bu hikayeye ayak uydurmak kalıyordu. Uydurduk biz de...


4 Ekim 2013 Cuma

Songs:Ohia'dan The Magnolia Electric Co. anısına...


Geçtiğimiz Mart ayında kaybettiğimiz Jason Molina'nın biricik grubu Songs: Ohia'nın 2003 yılı çıkışlı son albümü The Magnolia Electric Co.'nun 10. yılı anısına albüm yeniden kaydedilip, 2 de bonus parça koyularak sevenlerle paylaşıldı.

2 bölümden oluşan albümün ikinci kısmında ise 9 şarkının demo halleri bulunuyor.

Albümün açılış parçası Farewell Transmission'ın demo ve yeniden kaydı için hemen buyursunlar;






26 Eylül 2013 Perşembe

VIDEO | Foals - "Out Of The Woods"

İngiliz grup Foals, bu yıl Şubat ayında çıkarmış olduğu son albümü Holy Fire'dan yeni bir video daha yayımladı.

"Out of the Woods" isimli parçaya çekilen klip için buyursunlar;




24 Eylül 2013 Salı

YENİ | Midlake - "Provider"

Yapma Midlake Yapmaaağğ!! :(
Hiç de yeni meni değil şarkı! Tam 10 gün olmuş single paylaşılalı 10 gün!

Değişime açığızdır aslında. Bir sürü grubun, bir sürü farklı tarzlara evrildiği albümler dinlemişizdir. Ama hiç biri senin kadar acı vermedi Midlake! Yeni albüm Antiphon'dan aynı ismi taşıyan parçayı paylaştığından beri canımızı çok sıktın Midlake! İlgimizi bir anda o kadar iyi kestin ki, son paylaştığın single'ı bile 10 gün sonra fark ediyoruz dostum!

Al işte bir tane daha paylaşmışsın aynı albümden. Bu sefer adına da "Provider" demişsin.

Canımız çok sıkkın Midlake çook...



20 Eylül 2013 Cuma

GÜNÜN ETKİNLİĞİ | Lana Del Rey bu akşam Küçükçiftlik Park'ta!


Geçtiğimiz senenin en çok konuşulan kadın müzisyenlerinden olan Lana Del Rey, bu akşam "Karanlık Aşk Hikayeleri"ni anlatmak için Maçka KüçükÇiftlik Park'ta sahne alacak.

"Born To Die: The Paradise Editon" albümü kapsamındaki etkinlikte “Summer Time Sadness” kafaları yaşamak için şuraya, Facebook Event sayfası için ise buraya bakabilirsiniz.


19 Eylül 2013 Perşembe

YENİ | Dadaruhi Tribute Albümü Yayında!




Uzun süre önce duyurulan proje sonunda nihayete erdi. Dadaruhi Tribute albümü 13 müzisyen/grubun katılımıyla albüm haline geldi. 

Albümün yayınlanma tarihi gezi direnişi sebebiyle ileri bir tarihe ertelenmişti. Offprint albümün lansman gecesini Arkaoda'da yaparak 15 Eylül'de yayınladı. 

2002'den bu yana Replikas'tan dinleye dinleye fazlasıyla alıştığımız şarkıların bu hallerine alışmak epey zaman alacak. Albümde şarkıların yeni hallerine alışma süreci bir yana dursun, en güzel şey şarkıların birebir çalınmaması olmuş. Her grup/müzisyen kendi tarzından sıyrılmadan Replikas Dadaruhi'yi yorumlamış. Kafalarda hep sorduğumuz  "bu şarkıyı şu adamlar çalsa nasıl olurdu?" sorusunun yanıtları gizli bu albümde. 

Albümde yer alan gruplar/müzisyenler ve seslendirdikleri şarkılar şöyle:
  • Change of Plans - Kemir Beni
  • Kör Taşın Kıyısında - Nekizm
  • Ventochild - Haydi Bir Ses Duy
  • kim ki o - .
  • Hayvanlar Alemi - Hacıyatmaz
  • Troll Tres - Yaş Elli
  • Ayyuka - Deli Halayı
  • Chopstick Suicide - Karabasan
  • roadside.picnic - Bir Bağlam Roka
  • Umut Çetin - Ş
  • Teyp Quartet - Ömür Sayacı
  • D2GG - Kesit(Kesif)
  • Kafabindünya - Tabu
Albümü bandcamp üzerinden $5 karşılığında satın alabiliyorsunuz. 


* * *

VIDEO | Softa - Bedbaht Ucube






Softa - ilk albümleri olan Hunili Ayin'inden Bedbaht Ucube'ye çekti. Klibi sıcağı sıcağına paylaşalım istedik. 

Çekimleri Peyote Nevizade ve Beykoz'da gerçekleştirilen video klip, aynı zamanda bu albümün ilk video klibi olma özelliğini taşıyor.

Bedbaht Ucube, Softa'nın 2. video klibidir. Grup daha önce 2010 yılında, Roxy Müzik Günleri sonrasında UFO'ya klip çekmişti. 

UFO'yu da izleyeceğim diyenler buraya tıklıyor. 

İyi seyirler.

18 Eylül 2013 Çarşamba

A Perfect Circle Sonunda Yeni Şarkı ile Geliyor!

Bugün indie dinliyorsam, her ne kadar janr olarak uzak olsa da, bugünlere gelmemde en çok emeğe sahip gruplardan biri A Perfect Circle'dır. En azından benim mainstream'den uzaklaşma serüvenim APC ile başlamıştı.

Hayatımda çok önemli bir yere sahip olan APC sonunda yeni bir şarkıyla gün yüzüne çıkıyor. Daha doğrusu grup "Three Sixty" adını verdiği koleksiyon albümünü 19 Kasım'da yayınlayacağını açıkladı. Daha önce çıkarmış oldukları 3 albümden oluşacak olan bu koleksiyon çalışmasına grup mini bir sürpriz ekleyerek biz fanileri biraz da olsun sonunda güldürebildi. Bu sürpriz ise grubun son zamanlarda canlı performanslarında sürekli olarak çaldığı "By and Down" adlı şarkının albüme eklenmesi tabii ki! Başka bir deyişle grubun 2004 yılından bu yana yayınladığı ilk şarkı olacak. Her ne kadar APC'den yeni bir albüm beklesek de, tek bir şarkıya da kurban olabiliriz.

Bu arada şarkının konser kaydına aşağıdan erişebilirsiniz;



Eksen On Fair 2013'de neler oldu?

6 golden sonra insanın eğlendiği bir festival hakkında pek bir şey yazası gelmiyor ama elimden geldiğince bir şeyler yazmaya çalışacağım. Malum sosyal medya ortamları 6 esprileriyle çalkalanıyor şimdi. Evime çekilmem gerek. 

İzninizle Eksen on fair adlı tek günlük festivalimiz hakkında birkaç cümle etmek isterim. Aslına bakarsanız daha önceki yıl bu festivale dahil olmadığım için daha önceki yıla kıyaslamada pek bulunmayacağım. Daha çok bu senenin nasıl geçtiğine dair cümleler kurmak gerekir sanırım. 

Eksen on fair'e bir gün öncesinde Blonde Redhead konseri ve sonrasında geçen yorucu dakikalar sebebiyle bir nebze istemeyerek gittim. Her ne kadar ayaklarım geri geri giderek festivale gitsem de, parkorman'a girdiğim ilk dakika itibariyle- ki o anda sahnede The Undertones vardı- "bu festival çok enerjik geçecek arkadaş haberin olsun" diye sanki birisi kulağıma fısıldadı. 

Alana ilk girdiğimde The Undertones sahnedeydi. Özellikle babalarınn sahne enerjileri oldukça yerindeydi. Ancak seyirci bu enerjiye pek karşılık veremedi. Seyirciler oldukça dağınık bir şekilde festival alanına dağılmıştı. Buna rağmen The Undertones oldukça başarılı bir sahne performansı sergiledi diyebilirim. Grubun "Dur, ben bunları evde bir dinleyeyim bari." dedirten bir performans sergilediğini ayrıca itiraf etmeliyim.

Sonrasında Carl Barat Dj seti ile festival sahnesinde yer aldı. Nasıl bir performans sergiledi derseniz diyeceğim şudur ki Eksen'de ne çalıyorsa üç aşağı beş yukarı o minvalde bir playlist'le karşımıza çıktı. Festival alanına oldukça iyi gelen bir playlist'e sahip olduğundan bahsedebilirim. Zaten Carl Barat çalarken festival ahalisi de yemeklerine koyuldu. Bu arada Carl Barat'ın The Libertines'e playlist'inde kıyak geçtiğini belirtmeden olmaz tabii.

Carl Barat'tan sonrasında sırayı The Hives alıyordu. Tamam, The Hives enerjik bir grup ama sahnede bu kadar iyi olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Tam anlamıyla müzik ve enerji patlamasına tutulduk seyirciler olarak. Bir dakika yerinde duramamalarından mı yoksa seyirci ile kurdukları yakın diyaloglarla mı bu durum ortaya çıktı bilmiyorum ama tam anlamıyla geceye damga vurdular. Konser esnasında "Keşke geçen hafta The Prodigy'den önce çıksalarmış" dedirttiler. Güzel bir setlist, gurbetçi Türkçesi ile kurulan cümleler... Valla bayağı eğlendim. The Hives için hep iyi sahnesi var derlerdi, aynı Kenan gibi derlerdi. Gerçekten öyleymiş. Bu arada The Hives'ın konser sırasında yanımıza gelip telefonumuzu alması, kendini ve seyircileri çekmesi herhalde kişisel olarak konserin benim için en güzel anıydı. Tabii o anki şapsallığım bir diğer güzel ayrıntıydı. Led'lere yansımadım diye umuyorum. Pelle Almqvist bambaşka bir abiymişsin. Yaşayarak öğrendim. 

The Hives'ın o enerjik sahnesinden sonra seyircilere sakin bir şeyler gerekti. Bu gereği ise Suede yerine getirdi. İnsanlar o enerji patlamasından sonra Suede'in sakin ve biraz da kendi halinde sahnesiyle kendine geldi. Özellikle grubun led'lere yansıttığı artwork'ler gerçekten kayda değer çalışmalardı. Artwork'ler hem şarkılara hem de sahneye çok güzel yakıştı. Suede, Wild ones, She ya da Beatiful Ones gibi klasiklerini çalmaya başladığında ise festival artık tam zamanında bitiyorum der gibiydi. Brett Anderson oldukça güzel bir performans sergiledi. Açıkçası kendisinden böylesine iyi bir vokal performansı beklemezdim. O soğukta nasıl becerdi bilmiyorum ama adamın sucuğu çıktı. :)

Bana sorarsanız, özellikle festivalin kalabalık olmaması, gelen kitlenin gerçekten müzikten anlaması ve özellikle The Hives sonrası Suede ayarlamasıyla oldukça güzel bir festival haline geldi Eksen on fair. Ancak insan yine de daha bayık, indie ağırlıklı bir liste olsaydı diyor. Eksen'e de sanki bu yakışırdı. 

16 Eylül 2013 Pazartesi

VİDEO | Daft Punk ft. Pharell Williams - "Lose Yourself to Dance"


Daft Punk çılgınlığı Get Lucky sonrasında yine Pharell eşliğinde "Lose Yourself to Dance" ile devam ediyor.

Hem de full videosuyla birlikte!


15 Eylül 2013 Pazar

Blonde Redhead BFF Istanbul 2013 Konseri


Bicycle Film Festival Istanbul 2013'ün açılış gecesinde Maçka Küçükçiftlik Park'ta Dream Pop'tan Indie Rock'a uzanan janrlarıyla, hisli şarkıların grubu Blonde Redhead dün gece sahnedeydi.

21.00 sularında ulaştığımız mekanda beklenildiği gibi çok fazla kalabalık yoktu. Bencilce bir düşünceyle, bu bizim için güzel bir haberdi diyebiliriz. Canlı olarak ilk kez dinleyeceğimiz Kazu'cuğumuzun büyülü sesini dinlerken itişip, kakışmak zorunda kalmayacaktır. Öyle de oldu. 

Konser öncesinde, ucuz sayılabilecek biralardan kapıp, muhabbet eşliğinde alanı turlayarak saati 21.45 yaptık. Grup da kısa bir gecikmeyle birlikte sahnedeki yerini almıştı bile. Olası setlist'i bildiğimizden aslında çalınacak şarkılar konusunda az çok bilinçliydik. Ancak yine de "yok canım yapmazlar o kadar da" diyerek teselli ediyorduk kendimizi. Beklenildiği gibi konsere Falling Man'le jilet gibi bir giriş yapıldı. Ancak o beklediğimiz Misery is a Butterfly, Elephant Woman, Pink Love ve The Dress gibi dillere pelesenk olmuş şarkıları duyamadık maalesef. Konserin belki de bizim açımızadan en üzücü tarafı buydu. Bunun haricinde sahnedeki İtalyan ikizlerimiz Amedeo Pace, Simone Pace ve Japon hanım kızımız Kazu Makino'lu kadrosuyla "Amerikan" üçlü Blonde Redhead, yine o büyülü müziklerini bünyelerimize itinayla aktarıyordu.

2 saate yakın süren konserde ses sistemi gayet iyiydi, tüm sesleri tane tane duyabiliyorduk. Alan söylediğimiz gibi, dolu sayılmayacak kadar bir kalabalıkla konser izlemeye elverişliydi. Bu sene için izlediğimiz son açık hava konserlerinden biri olması sebebiyle de konser ayrıca önemliydi. Ancak Blonde Redhead'i kapalı mekanda izlemenin hazzı da çok ayrı olacaktır kesinlikle. 

Son olarak; mix aşamasına geldikleri yeni albümlerinin son hazırlıklarıyla uğraştıkları şu günlerde, Blonde Redhead'i önümüzdeki yıl da yeni albüm turnesi eşliğinde ülkemizde kapalı bir mekanda tekrar izlemek ümidiyle sevgilerimizi gönderiyoruz.