5 Ekim 2011 Çarşamba

[Haftanın Şarkısı] Steven Wilson - No Part of Me

Steven Wilson'ın yeni albümü çıkacağını biraz geç olsa da haber vermiştik. Yani albüm çıkmadan bir hafta önce yeni albüm geliyor dedik, düşünün ne kadar geç kaldığımızı artık.

Albümü dinledik ama henüz hazmedemedim, bir şarkı haricinde.  Uzun zaman da hazmedebileceğimi en azından kendi adıma düşünmüyorum. Enteresan bir albüm olmuş, albüm için uzun uzun konuşuruz.

Hazmettiğim, hatmettiğim şarkıya gelecek olursam, şarkının adı No Part of Me. Albümün kanımca en vurucu şarkısı, en ulaşılabilir şarkısı.

Steven Wilson Fear of a Blank Planet'ten sonra nedense kaotik  bir müzik anlayışına yol açtı, ancak bu kaotikleşme durumu 70'ler üzerinden ve yer yer dijitalin limitlerinin zorlandığı bir formül üzerine kuruluydu. Bu durum benim gibi FoaBP fanı bir fani için oldukça üzücüydü. Her Steven Wilson projesinde bu sefer o topraklara - refer to FoaBP- geri dönüş yapacak mı diye sordum kendi kendime. Sonuç genellikle olumsuzdu. Bu durum hep tekrarlandı ama. Son albümde de benzer bir handikap var kendi özelimde konuşacak olursam; ancak No Part of Me öze dönüş sinyallerini barındıran bir şarkı ve albümün kanımca en iyi şarkısı.

Bu şarkıdan şöyle bir tanımlama yapılabilir ya da öngörü çıkartılabilir; Steven kaotikleşme durumunu, bir seviye daha geliştirmiş. Bu şarkıyla beraber kendisinin belki de en bereketli olduğu zamanlara da referanslar yollamış. Bu şarkıda o kaotik durum halen kendini korurken, Fear of a Blank Planet albümüne de kompozisyon anlamında yaklaşılmış.

Bu sebeple, No Part of Me diğer şarkılara oranla bu albümde daha ön plana çıkıyor ve havaların soğumaya başladığı şu günlerde haftanın şarkısı oluveriyor.


4 Ekim 2011 Salı

VİDEO | Okkervil River – Your Past Life As A Blast

Okkervil River'ın 2011 çıkışlı albümü I Am Very Far'dan Your Past Life As A Blast'e video geldi.

Bu video, aynı zamanda grubun vokalisti olan Will Sheff'in çocukluk zamanları çekilmiş olan kamera kayıtlarından oluşan bir derleme ile oluşmuş.

Website | Facebook | Twitter | MySpace

Your Past Life As A Blast from Okkervil River on Vimeo.

2 Ekim 2011 Pazar

dredg İstanbul Konseri (Capsli)


Dün geceki konser hakkında bir sürü şey yazılıp çizilebilir. Ancak o konser bizim için bir hayal içerisinde yer almak gibi bir şey. O sebeple hiçbir olumsuz sebep bizi o geceden soğutmaya yetemezdi, yetmedi de...

Söyleyeceklerim Sinan'ınkilerden pek de farklı olmadığından görsellere birkaç bir şey iliştirip, kaçmak en iyisi...




Play tuşuna basmayı unutmayınız!

Gren
* Gren, dredg için seçilebilecek en iyi ön gruplardan biriydi. Ne kadar doğru bir tercih olduklarını da dün gece kesinlikle gösterdi.

Gren
* Çalınan yeni parçalarla anlaşıldı ki, Gren'in yeni albümü ilkinin de üstüne çıkacak.

dredg
* Aynı güne, 3 farklı mekanda, 3 farklı grup (Lamb, The Do) çıkmasıyla ne kadar alakalıdır bilinmez ama konserde beklediğim kalabalık pek de yoktu.
dredg
* Gren konserinden itibaren ''sağ kolonlardan sesin gidip 10-15 sn. sonra tekrar gelmesi'' problemi, dredg'e de taşınıp, kimi zaman bizleri çileden çıkartacak gibi olsa da o gecenin iyi geçmesini engelleyemedi!!!
dredg
* Lechium, Bug Eyes gibi parçalar çalınsa bile insan Yatahaze, Sorry But It's Over, Jamais Vui, Catch Without Arms aramıyor değil.
dredg
* Davulcu Dino Campanella'nın kesinlikle insan olmadığına karar verdim. Tıkır tıkır işliyor. Saat gibi, makina gibi adam.

dredg
* Ben de Sinan'ın aksine, Gavin'ı her gördüğümde Türk olacak adammışsın diyorum kendi kendime. Bir Bayburtlu, bir Malatyalı havası yoksa sende yeminle namerdim...
Gavin Hayes
* Ta en başından konserin hayal gibi geçeceğini bildiğim için yetmeyecekti bize dredg... O sebeple arayı açmasınlar, yine gelsinler, sık sık gelsinler!

dredg

* Fotoğrafları izinsiz ya da kaynak göstermeden kullanmamanızı rica ederiz!

Dredg: Konser ile İlgili Değildir!

Drew Roulette | http://beauroulette.tumblr.com
Konserden çıkıp, bir kaç kelam etmek istedim. "Nasıldı abi konser?" sorusuna karşılık olarak, boş boş baktım. Çünkü; hem konser öncesinde, hem konser sırasında, hem konser sonrasında yaşadığım heyecan ve şaşırtıcı mutluluğu tarif edemezdim. Bütün bu saydığım zaman diliminde sıradan bir şeyler söylemiş olurdum. "Evet ya güzeldi", "İdara ederdi","Yok ya olmadı"... 

Hiç birini söylemeyeceğim. Dredg, sahnedeyken, garip bir şekilde uzaklara dalıp gittim. Sanki yıllardır görmediğim bir yakınımı görmüş gibiydim. Albüm kritiğindeki Ediz Hun bu sefer bendim. Attığım tokatın pişmanlığı üzerimden, af diler gibiydim. Bütün utancım ile sana nasıl tokat attım. Bu ellerle mi? Bu ellerle mi? diye saçma sapan düşüncelere dahil oldum. 

 Bug Eyes çalmaya başladığında tüylerimin ürperdiğini hissettim. Elim cep telefonuma gitti. Jamais Vu çalsın diye beklemeye başladım. Mesaja yazacağım satırlar zihnimde belirmeye başladı. "Dredg senin için Jamais Vu çalıyor" Onun için, şunun için, bunun için... Rastgele atılmayı bekleyen bir mesajdı. 

 Bir Baba Indie adına objektif bir yorum yapamayacak kadar, hatta objektiften ziyade bir konser kritiği dahi yapamayacak durumdayım. Dedim ya ben Ediz Hun! Orada olma amacım başkaydı... Yoksa teknik sorunlarmış, playlist falan çok önemli değil. Hatta bir ara eğer sağır olsaydım yine bu konsere gelip, görüntülere eşlik etmeyi isterdim diye düşündüm. 

Drew için ayrı bir parantez açmak istiyorum. Gerçekten gördüğüm en enteresan ve fenomen olarak hafızama kazıyacağım adamlardan biri. Dino ise tam bir "stick machine" (böyle yazdım havalı oldu) Mark ise Türk olsa adı Bilal olur bağrımıza basardık. Gavin ise Gavin. Ne eksik, ne fazla. (Biraz zayıflasa iyi olur) 

Yazıyı bitirdikten sonra dredg'e tek cümlelik, duygusal bir mesaj atmak istiyorum. 
 "Geldiğiniz için çok teşekkür ederim"

Not 1: Bütün gün Model, Sezen Aksu, Soner Sarıkabadayı geyiği yapıp, Model ile yan yana dredg izlemek garipti. 
Not 2: Sahne Önü izleyicilerinin konser dışında orada bulunmak içi 120 TL vermelerine bir anlam veremedim. Konser esnasında en az bin kere bir insan girip çıkar mı?

30 Eylül 2011 Cuma

Dredg'e geri sayım bitti...

Sonunda, yıllardır beklediğimiz ''dredg İstanbul konseri'' için geri sayım bitti diyebiliriz...

Afişini bile gördüğümde içim içime sığmazken, yarın bu saatlerde tam karşımızda olacaklarını düşünmek... Fena...

Setlist olarak dün geceki Rusya konserlerini baz alırsak, bir Lechium sürprizi de gelebilir gibi...

1 - Ode to the Sun
2 - Same Ol' Road
3 - Upon Returning
4 - Information
5 - Not That Simple
6 - Whoa Is Me
7 - Lightswitch
8 - Pariah
9 - Movement V: 90 Hour Sleep
10 - Planting Seeds
11 - Of the Room
12 - The Thought of Losing You
13 - Triangle
14 - Lechium
15 - Bug Eyes
16 - The Canyon Behind Her
17 - Down to the Cellar
+ Bis
18 - Hungover On A Tuesday

Kendinize mukayyet olun!

27 Eylül 2011 Salı

Cem Karaca - "Die Kanaken" Müzikali

 Bu aralar Almanya'da " Hayali Türkiye"nin Müziği adlı kitabı okuyorum. Kitap, Cem Karaca'nın Die Kanaken adlı Almanca albümüne de yer ayırmakta ve kitap bana, Die Kanaken'in aslında Cem Karaca'nın Martin Burkert ile yazmış olduğu bir müzikal olduğunu belirtmekte ve müzikal'in 1984 yılında Westfalen eyalet tiyatrosunda oynandığını söylemekte...


2 gündür internet aleminde müzikalin görsellerine ya da video kayıtlarına ulaşmaya çalışmaktayım. Malesef müzikal hakkında şu ana kadar hiç bir görseli ya da videoya henüz erişemedim.


Elinde bu müzikale dair herhangi bir kaynak olan kimse var mıdır diye düşünüyorum kaç gündür. Konu hakkında bilgisi olanlar ya da kaynağa sahip olanlar, bilgilerini keşke paylaşsalar, ne güzel olur... 


Gerçekten.

22 Eylül 2011 Perşembe

Indie Bindi yapmak ister miydiniz?

Indie Bindi; 

Bir Baba Indie içerisinde yer alan, bağımsız müzikle ilgilenen herkese açık kamusal bir alandır.

Buradaki olay bloga bağlı olarak her daim yazmak yerine, bir şekilde söyleyecek ya da paylaşacak şeyleri olan kimselerin bloga ''Indie Bindi'' yapmasını sağlayarak, daha interaktif bir alan yaratma çabasıdır.

Burada;

- Bir müzisyen üretimlerini ya da güncel haberlerini paylaşabilir.

- Bir organizatör düzenlediği etkinliklerle ilgili detayları duyurabilir.

- Yine müzikle ilgili düşüncelerini farklı alanlarda paylaşmak isteyen tüm müzikdostları Indie Bindi'den faydalanabilir.

Tüm bunlar için birbabaindie@gmail.com adresinden iletişime geçmek yeterlidir.

21 Eylül 2011 Çarşamba

VİDEO | Lamb - She Walks

30 Eylül ve 1 Ekim'de Salon IKSV'de iki gece üstüste sahne alacak olan İngiliz grup Lamb'in yeni videosu yayımlandı.

30 Eylül konseri Facebook eventi
1 Ekim konseri Facebook eventi

20 Eylül 2011 Salı

Howling Bells - The Loudest Engine

Howling Bells uzun bir zaman diliminden sonra 3. stüdyo albümleri olan 'The Loudest Engine'ı, The Killers'dan tanıdığımız Mark Stoemer prodüktörlüğünde çıkardı. Valla ne yalan söyleyeyim, uzun zamandan bu yana hiç bir albümü bu kadar tutkuyla beklemedim, beklemek istemedim. Kuşkusuz bunda Juanita'nın etkisi büyük:). 

Her neyse konudan uzaklaşmadan The Loudest Engine'a geri dönmek isterim. Howling Bells'i dinleyenler bilir ki grubun ilk albümü indie- folk sularında gezinen oldukça melodik bir albümdü. Sonrasında gelen Radio Wars ise çatır çatır elektronik öğeler barındıran ama grubun melodik yanını koruyan bir albümdü. Yeni albüm ise önceki iki albümün orta yolu gibi (ortanın solu :)  ) ama daha saykodelik öğeler barındıran,  ama şarkıların uzun pasajlarla süslendiği,ama gitarist abinin daha deneysel sularda yüzdüğü bir albüm.

Gitarist abiye ayrı bir parantez açmak istiyorum. Son zamanlarda, albümün sound'unu bu kadar etkileyen, albümün melodik yanını bu kadar destekleyen başka bir gitariste rastlamamıştım. Yok, gerçekten adam bu albümde döktürüyor. Albüme adını veren The Loudest Engine adlı şarkının outro'su ders niteliğinde ya da Baby Blue'da (en favori şarkım) kullandığı gitar tonu, şarkıyı alıp başka diyarlara götürüyor. Juanita'ya özel ilgim olsa da, bu albümün yıldızı gitarist abidir.

The Loudest Engine  beklentilerimin çok çok üstünde çıktı. Grup, Ekim sonu gibi Avrupa turnesine çıkacak, hazır yeni albüm çıkmışken, buralara uğrasalar, dünya gözüyle bu güzel albümü canlı dinlesek ne güzel olur. Di mi?


Süreyya Operası Sezonu Paganini ile Açıyor

Niccolò Paganini | 1782 - 1840
Kadıköy Süreyya Operası, yeni sezonu Robert Schumann düzenlemesi ile Paganini'nin Kaprisleri'inin tamamının çalınacağı etkinlik ile açıyor. Atilla Aldemir'in keman, Etsuka Miyakoda'nın piyano ile yer alacağı etkinlik çok güzel ve keyifli olacağa benziyor.

Biletleri http://kkm.kadikoy.bel.tr/etkinlik.aspx sitesinden online olarak satın alabilir; ya da Süreyya Operasına gidip gişeden temin edebilirsiniz. 

Etkinlik tarihi 03 Ekim 2011 / 20:00

1. ve 2.Kat Localar 10 TL
Salon ve Zemin Kat Localar 15 TL



19 Eylül 2011 Pazartesi

VİDEO | Kasabian - Days Are Forgotten

Yeni parçalarını geçtiğimiz günlerde yayımlayan güzel, tatlı, munis grubumuz Kasabian'ın yine geçmiş günlerde paylaşılan klibi ''Days Are Forgotten''ı sizlere bir keza daha hatırlatmadan yapamadık.

Şarkı kendini dinlettikçe dinletiyor. Dinlettikçe açılıyor. Özellikle nakarat kısmı insanı hemen yakalayan cinsten. Klibi de yine aynı doğrultuda parçaya çok yakışmış.

'Official' olarak bugün yayımlanacak 4. Kasabian albümü Velociraptor! için, ''Baba'' tarihine 'illegal' bir not düşmekte fayda var.

''Bu şarkı ve bu albüm gerçekten güzel.''



18 Eylül 2011 Pazar

Yeni Şarkı: Toz ve Toz | Kara Mamba


Toz ve Toz / Gaye Su Akyol, Taylan Duran, Can Tan
Kadıköylü olmasından ötürü bir çok parantez açarak sevgimizi dile getirdiğimiz Toz ve Toz yeni bir şarkı yayınladı. 

'Kara Mamba'

Kara Mamba için yazılmış bir de ufak hikaye var. 

Kara mamba yakın arkadaşı Okyanus'a rüyasını anlatır. Okyanus da yakın arkadaşlarından bir 
Kara Mamba'ya rüyayı aktarır. Rüyayı duyan ve çok iyi bir avcı olan Kara Mamba oracıkta ölür. Rüyanın sahibi Kara Mamba, kendisinin de yakın arkadaşı olan mevta Kara Mamba'ya "Kara Mamba" isimli bu şarkıyı yazar.

devamı şarkıda... 



17 Eylül 2011 Cumartesi

Cumhur Avcil: Love Sick Kayıt Günlüğü


Cumhur Avcil'ın solo projesi nden kayıt görüntüleri. Oldukça samimi geldi. Kül'ün vokal Arın ile olan klipte çok güzel olmuş.

21 Eylül'de Peyote'de Cumhur Avcil'i canlı izleyebilirsiniz.

http://www.cumhuravcil.com
http://www.facebook.com/cumhuravcilmusic


Haftanın Şarkısı | Sparklehorse / Danger Mouse - Little Girl

Bazı şarkıları o kadar çok geç keşfediyorum ki çoğu zaman "Ben bunu daha önceden neden dinlememişim, neden duymamışım" diye serzenişte bulunuyorum. Hatta şarkı neymiş, ne değilmiş diye araştırdığımda, "Radyo Eksen'in bıkmadan usanmadan çaldığı güzel bir şarkı" gibi yorumlarla karşılaştığımda ise kendime ettiğim küfürlerin haddi hesabı olmuyor.
Şöyle bir insan tipi var; Türkiye orjinli radyoları inatla dinlemeyen, burnu havalarda olan ve internet üzerinden yayın yapan alternatif radyo kanallarını dinleyerek farklı olmaya çalışan vs... Kıl bir insan tipi işte, daha nasıl anlatayım. :)
Ben de bu bir grup insanın içerisindeyim. Ancak bu bir grup insan, farklı olacağım derken ya da kendi sınıfsal gereksinimlerimi gidereceğim derken kaybettikleri şeylerin farkında olmuyorlar. Yani Sparklehorse - Danger Mouse ortaklığında çıkarılan Danger Night of the Souls albümünde var olan, Little Girl adlı şarkıyı dinlememiş oluyorlar.
Gerçekten bu sosyolojik vaka-i hayriye çok dertlendirdi beni.  Little Girl adlı güfteyi bunca zaman dinlememiş olmayı kabullenemiyorum arkadaş. Çoktan tüketmiş olmam gerekirdi. Radyo Eksen'de sürekli yayınladığını duyunca ve öğrenince sinir katsayım daha da artmakta.
Her neyse kendi kişisel hikayemi es geçecek olursak, Little Girl adlı şarkıyı haftanın şarkısı olarak ilan ediyoruz. Yaz ayları biterken, yavaş yavaş esmeye başlayan rüzgarla dinlenebilecek, loop'a atılacak derecede güzel bir şarkı... (Sezen Cumhur Önal mode off)

Şarkıyı fazla anlatmak istemiyorum, zaten şarkı kendini yeterince dinletiyor. Sadece belirtmek istediğim bir nokta var; Şarkı inanılmaz güzellikte bir gitar solosu barındırmakta, herhalde bir indie şarkısında (indie şarkısı ne demek!'^+%&/ ) duyduğum, en güzel soloya sahip bu şarkı. 

Haftanın şarkısı adlı post'umu iç karartıcı bir haberle son vermek istiyorum;. Sparklehorse solisti Mark Linkous 2010 yılında intihar ederek, hayatına son vermiş. Müzik dünyası için çok büyük bir kayıp. RIP





15 Eylül 2011 Perşembe

Demonation Festivali'nin bu seneki kadrosu açıklandı!

Bizi oldukça heyecanlandıran bu festivalin ilki geçen sene Bant Dergisi tarafından Otto Santral'de gerçekleşmişti. Bu sene de acaba olacak mı, olacaksa kimler yer alacak gibi sorular içerisindeyken, festivalin 7-8-9 Ekim tarihlerinde Jameson Irish Whiskey sponsorluğunda arkaoda’da gerçekleşeceği duyuruldu.

Festivalin açılışı ise 7 Ekim'de Grup Ses Beats, Radyo Eksen‘den Gülşah Güray, I Create Soundscapes, Soft Gates, Hey Rabies ve Berk Çakmakçı gibi isimlerle birlikte arkaoda'da gerçekleşecek.


8 Ekim Cumartesi
19:00 The Birdcage
20:00 Kırık Çizgi
21:00 Haossaa
22:00 In Between
23:00 Kilink

9 Ekim Pazar
18:00 Bunu Sen İstedin
19:00 Hayvansaray
20:00 The Ringo Jets
21:00 Hedonutopia
22:00 Ses Perisi
23:00 Farfara